En aktif film sitesine hoşgeldiniz...
Recent Movies
Türk Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türk Kimdir ? Nerden Gelir ?

Merhaba arkadaşlar bugünkü makalemde benimde mensup oldugum bir ırktan bahsedecegim umarım en iyi şekilde anlatabilirim.

Türk kelimesi ; güçlü, kuvvetli gibi anlamlara gelmektedir.Türkiye Türk'lerinin kökeninin Orta Asya'ya dayandıgı kabul edilmektedir.Orhun Yazıtlarında Türk kelimesi yerine " Türük " kelimesinin kullandıgı görülmektedir.Türk adının ilk kullanıldıgı devlet GökTürk( Kök - Türk) Devletidir. 
göktürk yazıtları
Türk devletleri tarih boyunca Türk halkları tarafından kurulmuş özerk cumhuriyet, beylik ve bağımsız cumhuriyet, beylik, imparatorluk ve hanedanlıkları içerir.


Bozkurt - Türk, Moğol ve Altay mitolojisinde kutsal hayvan ve ulusal sembol.

Tarihteki Türk Devletleri

Hun Devleti : 
Büyük Hun Devleti Orta Asya'da kurulan ilk Türk devletidir. MÖ 220'den MS 216'ya kadar hüküm sürmüştür. Bilinen ilk hükümdarı Teoman'dır. Mete Han döneminde devletin sınırları Japon Denizi'nden Hazar Denizi'ne kadar geniş bir bölgeyi kapsamıştır. 

Batı Hun İmparatorluğu :
MÖ 53'de, Büyük Hun İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle, Batı Türkistan'da Cici Han tarafından kurulan Türk devletidir. Yaşadığı dönem boyunca en büyük bölgesel güç olmuştur.


Avrupa Hunları (Batı Hunları) :
Avrupa Hunları MS 434'de Atilla'nın başa geçmesiyle büyük bir devlet haline geldiler. Hakim olduğu yıllarda, Avrupa kıtasında en büyük güç olmuştur.


Akhunlar :
5.yüzyılın ortalarında, Amuderya nehrinin çevresinde kurulmuş ve gelişme göstermiş bir Türk devletidir. Horasan, Afganistan ve İran topraklarına kadar yayılmıştır. Kısa bir dönem hüküm sürmesine rağmen, hakimiyeti boyunca Asya'da büyük bir güç olmuştur.


Göktürk Devleti :
Göktürk Devleti, Türk tarihinde Türk adı ile kurulan ilk devlettir. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı olan Bumin Kağan, Orta Asya'daki bütün Türk boylarını egemenliği altında toplamıştır. Bumin Kağan ölünce yerine oğlu Murat Kağan hükümdar olmuştur. Bu dönemde İpek Yolu Türklerin denetimine girmiş ve Türkler Çin'e üstünlüklerini kabul ettirmişlerdir. 

Uygur Hakanlığı :
Büyük Hunların torunları olan Uygurlar, çok sayıda devlet kurmuşlardır. Uygur Hakanlığı bunlardan birisidir. 744-840 yılları arasında hüküm sürmüştür. Selenga, Orhun ve Tola ırmakları havzalarından Baykal Gölü'nün güneyindeki bozkırlara kadar uzanan geniş sahada yaşamışlardır. 100 yıla yakın bir süre içinde, Asya kıtasında, bölgesel güç olmuşlardır.

Avar Devleti :
Macaristan'da büyük bir devlet kuran Avarlar, zaman zaman İstanbul'u kuşatmışlardır. O dönemde Avrupa kıtasında bölgesel güç oluşturmuşlardır. İstanbul'u kuşatan ilk Türk boyu Avarlar olmuştur.


Hazar Devleti :
Kafkaslarda kurulmuş olan Hazarlar, Hazar Denizi'ne de adını vermiştir. 7. yüzyıldan itibaren iyice güçlenen ve bütün Doğu Avrupa'yı eline geçiren Hazarlar, 3 yüzyıl hüküm sürmüşler ve yıkılana kadar bölgede çok büyük bir güç oluşturmuşlardır.


Karahanlılar :
10. yüzyılın ortalarında Orta Asya'da kurulan ilk Müslüman Türk devletidir. Aynı zamanda ilk Müslüman Türk devleti olarak bölgesel hakimiyet kurdular.


Gazneliler :
Karahanlılarla aynı dönemde yaşamışlardır. İlk Müslüman Türk devletlerindendir. Sınırları Afganistan ve Hindistan'ı içine alır. Karahanlılar ile birlikte Asya kıtasında, bölgesel bir güç olmuşlardır.


Büyük Selçuklu Devleti : Ön Asya'da kurulan ilk ve en büyük Müslüman Türk devletlerinden biridir. 1040-1157 yılları arasında hüküm sürmüştür. Güneybatı Asya'nın tamamına yakın bir bölümüne hakim olan Büyük Selçuklu Devleti, bölgenin en büyük gücü olmuştur.


Hârizmşahlar Devleti :
Büyük Selçuklu Devleti ile aynı dönemde, 1097-1231 yılları arasında Aral Gölü'nün güneyinde yaşamışlardır. Orta Asya'da bölgesel hakim güç olmuşlardır.


Timur Devleti : 1370-1507 yılları arasında, Ege kıyılarından Orta Asya'ya ve Hint Okyanusu'na kadar uzanan geniş topraklar üzerinde hüküm sürmüş büyük bir Türk devletidir. Hakim olduğu topraklardan en büyük bölgesel güç olduğu anlaşılır. 

Bâbur Devleti :
1494-1858 yılları arasında Hindistan'da hüküm sürmüştür. Hakim olduğu tarihlerde, Asya'da büyük bir güç oluşturmuştur.


Altınordu Hanlığı:
1227-1502 yılları arasında, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında yaşamış bir Türk devletidir. Yaklaşık üç asır Asya'da hakim güç olmuştur. 

Osmanlı Devleti :
1299'da Söğüt civarında kurulmuş ve 1923 yılına kadar devam etmiş ve üç kıtada hakimiyet kurmuş bir cihan devletidir. Toprak bakımından en geniş sınırlara ulaştığı dönemde Anadolu, Kafkasya, Kırım, Güney Ukrayna, bugünkü Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan, Suriye, Ürdün, Lübnan, İsrail, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır, Tunus, Libya ve Cezayir'i yönetmiştir.

Tarihteki ilk TÜRK kimdir ?
Hz. Nuh’un Semavi kutsal kitaplara göre 3 tane oğlu vardır, bunlar: Sam, Ham (Kenan), Yafes.
Tekvin’e göre üç temel soy Nuh’un bu üç oğlundan meydana geldi.


* Yafes, Yafesi soyu kabilesi
* Ham, Hami soyu kabilesi
* Sam, Sami soyu kabilesi toplumların ataları oldu.

Nuh’un ilk torunları

Yafes’in oğulları: Turk, Gomer, Magog, Madai, Javan, Tubal, Meshech ve Tiras (Türk kavimler)

* Ham’ın oğulları: Cush, Mizraim, Put, Caanian ve Aamelikan (Yahudi kavimler)
* Sam’in oğulları: Elam, Asshur, Arpachshad, Lud ve Aram, (Arap kavimler)



Yine araştırdıgım başka bir kaynakta buldugum bilgi şöyledir ;
Türkler gerçekten de 900 yıllarından itibaren Hz. Peygamberin manevi değerlerini istilalara ve işgallere karşı korumak için Araplar’ın çadırlarında, ülkelerinde oturmaya başlamışlardır.
Yine aynı tarihlerden başlıyarak Türk boyları, Hıtay’ı, Hindistan’ı, Kuzey Afrika’yı ve Avrupa’yı hakimiyetlerine almışlardır.”

Hz. Muhammed s.a.v sorarlar:
- “Mevali nedir ya Resulullah?..”
- “Onlar sizin azadlılarınızdır. Yani Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: ”ey Araplar, siz fazla taassuba kaçtınız.”
- “siz bunlara gereği gibi hak tanımazsınız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır!”
Bu hadisteki Mevali, Arap olmayan Faris, İran dır. Faris yönü, Horasan dır.
Gelen kavim ise, Türklerdir.

*Şu halde Türkler, Nuh Tufan’ından beri var olan, ilk devleti kuran, dünyanın en eski dilini kullanan ve hem Tevrat’ta, hem de Kur’an ı Kerim’de övülmüş, dünyanın dört bir yanına yayılmış bir Millettir. Görüldüğü gibi Türk, bir ırkın adı değil binlerce yıldır var olan şanlı bir Milletin adıdır.
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene” demek işte bu nedenledir..

KOCA BİR MİLLETİN TARİHİ 3 - 4 Günlük araştırma ile bitecek gibi degil elimden gelen budur umarım başarılı olmuşumdur.

Doğu Türkistan' da Çin Zulmü devam ediyor

ÇİN'in kuzeybatısındaki (Doğu Türkistan) bölgesinde çıkan çatışmada en az 16 kişinin öldüğü açıklandı.

 Olay dün gece Kaşgar'ın Yenişehir İlçesi'ne bağlı bir köyde denetim yapan polislerle bıçaklı saldırganlar arasında meydana geldi. Çıkan çatışmada 2'si polis toplam 16 kişi öldü.

Ölenlerin kimlikleri belirtilmezken, yöre nüfusunun tamamına yakınını Uygu Türkleri'nin oluşturduğu biliniyor. Bölgedeki haber akışı son derece sıkı sansür altında bulunduruluyor.

Resmi adıyla Xinjiang  Bölgesi'nde 22 milyon kişi yaşıyor ve nüfusun yüzde 43'ünü Uygur Türkleri oluşturuyor.

Olayın meydana geldiği Kaşgar bölgesindeyse Türklerin oranı yüzde 90'a çıkıyor. Bölgede yaşanan şiddet olaylarının yoğunluğunda son 1 yıldır artış görülüyor.

Sincan'da önceden çıkan olaylarda ise 200'den fazla Uygur Türk'ü katledilmişti.

Çanakkale'nin göbeğinde 400 kilogram ağırlığında TOP MERMİSİ bulundu

ÇANAKKALE’de Çanakkale Savaşları’nda boğaza girmeye çalışan İngiliz Oueen Elizabeth gemisinden atıldığı sanılan patlamamış obüs mermisi bulundu. 400 kilogram ağırlığında mermi kepçeyle bulunduğu yerden çıkartıldı.

İsmetpaşa Mahallesi, Sanayi Bölgesi, Emek Caddesi’nde, bugün saat 10.00 sıralarında, yağmur suyu kanalı için yapılan kazı çalışmaları sırasında, 1.5 metre derinlikte patlamamış, tarihi obüs mermisi bulundu. Çanakkale Savaşları’nda boğaza girmeye çalışan İngiliz Oueen Elizabeth gemisinden atıldığı sanılan 1.5 metre uzunluk, 40 santimetre çapında ve 400 kilogram ağırlığındaki obüs mermisi kepçe yardımıyla bulunduğu yerden çıkartıldı. Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü’nden gelen bomba imha uzmanları ve olay yeri inceleme ekibi, çevre güvenliğini aldıktan sonra inceleme başlattı.

Kepçe operatörü 20 yaşındaki Ali Özdemir, “Yağmur suyu kanalı kazıyordum. Toprak yumuşak olmasına rağmen kepçenin ucu sert bir cisme çarptı. Hemen durdum. İnip, arkadaşlarla beraber elimizle kazmaya devam edince, bir obüs mermesiyle karşılaştık. Burada böyle şeyler çıkması çok normal. Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı bu bölgede daha önce de başımıza böyle bir şey gelmişti” dedi.
 Çanakkale'nin göbeğinde patlamamış halde bulundu!
 Foto Galeri

11.12.1918, 95 Yıl Önce Bugün...

11.12.1918, 95 Yıl Önce Bugün...

400 Ermeniden oluşan bir Fransız taburu Dörtyol’u işgal etti. Evleri bastı ve yağma etti.

Mondros Mütarekesi’ni takiben, o zamanlar Adana Vilâyeti sınırları içinde yer alan Dörtyol İlçesi, 11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar, Dörtyol’u işgal ederken 400 Ermeni’den oluşan bir Fransız taburundan faydalandılar. Bu işgal kuvveti erleri, 12 evi basarak eşya
ve paralarını gaspetmiş, bir kadını boğazından yaralamış ve Osmanlı jandarmasını kasabadan çıkarmışlardı. Fransızlar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Suriye’ye göçettirilen Ermenileri naklederek yeniden Dörtyol’a yerleştirdiler. Kısa süre içinde Dörtyol’daki Ermeni sayısı 12.000’i geçti. Fransız İşgal Kuvvetleri içindeki Legioner Ermeniler, Dörtyol’a gelenler ve bunların kışkırtmaları ile cesaret ve destek bulan bazı yerli Ermeniler, Dörtyol çevresindeki köylere baskınlar düzenlediler.

İşgalle birlikte, bekledikleri fırsata kavuştukları düşüncesi ve işgal güçlerinin desteği ile Türkler’e karşı zulüm, işkence, hakaret ve ırza tecavüz hareketlerine giriştiler. Savunmasız Türkler’i yaralama ve öldürme eylemlerini gün geçtikçe arttırdılar. Çok geçmeden, Özerli Köyü’ne saldıran Fransız ve Ermeniler, halka hakaret ederek, evleri yağmaladılar. Bu kötü tutum ve hakaretlere tahammül edemeyip karşı koyan Özerli Köyü İhtiyar Heyeti’nden Muhtar Şeyhmuszâde (Şeyh Musazâde) Mehmet Ağa ile üye Abdülkadir Ağazâde Yusuf Ağa, Fransız İşgal Komutanlığı’nın kapısı önünde, elleri bağlı olarak süngü ile katledildiler. Dörtyol güneyindeki Karakese Köyü’ne de saldıran Fransız ve Ermeniler, kendilerini savunan Karakese ve çevre köyler halkı tarafından açılan ateş nedeniyle, Dörtyol’daki karargâhlarına çekilmek zorunda kaldılar.

Bu çarpışmadan sonra Dörtyol’a dönen Fransız ve Ermeni askerleri, Jandarma Bölük Komutanı Osman Ağazâde Hasan’ı ağır şekilde yaraladılar. Adana’dan Antakya’ya gitmekte olan Tüysüz Osman adındaki Türk genci öldürüldü. Daha önce Özerli Köyü olayları ve karşılıklı bir takım çatışmaları takiben, 1 Ocak 1919’da, Özerli’de baskına uğrayan Ermeni çeteleri, intikam için ele geçirdikleri Türkler’i öldürmeye başladılar. Kuzuculu’ya baskın düzenleyen Fransız ve Ermeniler, Yahşi Hüseyin, Türkmenoğlu’nun Molla Mehmet ve Kır Ali’yi katlettiler. 20 yaşlarında bir Türk kızı da bacağından yaralandı ve taşınamayarak Ermeniler’in insafına terkedildi. Dörtyol yakınındaki Çaylı Köyü’nden Osman oğlu Mustafa da, Kurtkulağı Mevkii’nde öldürüldü. Yine Kurtkulağı Mevkii’nde 3-4 Türk’ü yakalayan Ermeniler: “Siz çetesiniz”, deyip falakaya yatırdılar ve günlerce dövdüler. Daha sonra da kazdıkları kuyunun içinde ateş açıp vurarak katlettiler. Antakyalı Arap Hasan da aynı mevkide canice öldürüldü. Ocaklı Köyü Ermeniler’i: “Bize beylik, krallık verin. Biz de ayrı bir Ermeni Devleti kuralım”, diyorlardı. Ocaklı’da, ekin hasat eden 3 erkek, 1 kadın toplam 4 Türk, Ermeniler tarafından acımasızca öldürüldü. Cesetleri daha sonra bir kuyuda bulundu.

Kaç-Kaç sırasında Çaylı’ya baskın veren Fransız ve Ermeniler, Seydi Çavuş’un 15 yaşlarındaki 2 kızkardeşi Emine ve Zeynep’i, Emmi’nin oğlu Nuri ile Abdullah Emmi’nin oğlu olan 10 yaşlarındaki 2 erkek çocuğunu ve Mahmut Kurt’un 70 yaşındaki annesini kaçırdılar. Yaşlı kadın ve 2 Türk çocuğu işkencelerle hunharca öldürüldü. Kızlardan ise haber alınamadı. Kör Ömer oğlu ve Bağluklu Ali adlarında 2 Türk, İkizler’in Çiftliği’nde Fransızlar tarafından katledildiler. Gözü dönmüş Ermeniler, bir gece Cemlihasan Çiftliği’ni basarak 35 Türk’ü hunharca öldürdüler. Yeşilkent (Erzin)’ten yolları kesilerek toplanan 14 Türk’ü Çaylı Köyü’nün bahçeleri arasında süngüleyerek katlettiler. Hacca giden 2 Halepli, 2 Yeşilkentli 4 Türk, Dörtyol’dan İskenderun’a giderken Ermeniler tarafından katledildiler, su kuyusuna atılan cesetleri daha sonra bulunup defnedilmiştir. Yine Yeşilkent’te, Çaparoğlu Ahmet ve Emiroğlu Mustafa adlarındaki 2 Türk, Çaylı Köyü’nde portakal ağaçlarına asılarak işkenceyle öldürüldü. Cemile Hanım (Cerrahoğlu) Çiftliği’ni basan Ermeni süvarileri, Hacı İzzet, eşi ve çocukları ile 31 Türk’ü daha deniz kıyısına götürüp, üzerlerine bomba atarak acımasızca öldürdüler. Öldürülmeyen 2 güzel Türk kızı, Ermenilerle evlendirilerek Halep’e götürüldü. Kuzuculu’dan Molla Mustafa’nın 17 yaşlarındaki oğlu, Ermenilerle yapılan bir çatışmada öldürüldü. Çeltikarlı’da, yol kesen Ermeniler, 2 Türk’ü katledip, 1 Türk’ü yaraladılar. Lülük’e baskın yapan Fransızlar, Türk nöbetçiyi öldürüp, köylülerden bazılarını esir alarak hapsettiler. Bunlardan Molla Ali oğlu Musa esir olarak Paris’e götürülmüş, daha sonra serbest bırakılmıştır.

Dörtyol’da da, katledilen Türkler’in tam sayısı kaydedilebilmiş değildir. Ancak, kayda giren bazılarının sayısı köylere göre şöyledir:

Ocaklı Köyü’nden: 14
Çağlalık Köyü’nden: 10
Çaylı Köyü’nden: 17
İcadiye Köyü’nden: 2
Özerli Köyü’nden: 12
Rabat Köyü’nden: 1
Kuzuculu Kasabası’ndan : 8
Yeşilkent (Erzin) Kasabası’ndan : 7
Dörtyol İlçesi’ne bağlı diğer yerlerden: 10 kişi olmak üzere, toplam 81 Türk öldürülmüştür. Bunların çoğu önemli şahıslardır. Buraya alınmamakla birlikte adları da bellidir. Adı ve sayısı bilinmeyen katledilmiş Türk sayısının daha fazla olduğu kesindir.

Adana ve Çevresinde Ermeni ve Fransız Cinayetleri - Dr. Kemal Çelik
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh0j1zsGhwdiS45_8sh4TTqBCJ_-2o8OrZC4QUQbBUc1rxu7Ea-3Dvo8WZOIZ-Xj5Q1aQoelWmBNggncuMWSc3PP7nAh8X-5fukM_1Z_qBxAYkL0VPDbDnobNqVXYWW4mstq8e2HnuUvxY/s1600/3-D%C3%BC%C5%9Fman+askerler+Adana+%C5%9Fehir+mrkezinde.jpg
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi0ilwdvq_2Frbf4z-aLpwNWWMLtJNhGcHQJFW_8tRoOrOgVXet07L_9I5Ahn9lEzHyqSOGOS3yntnmuRBgZLbIOuarx5hIkNKYtrIpWHXW6DLcWR6CH99-3zpvv3aXUCG1CZxSaRWkoL4/s1600/1-Frans%C4%B1z+i%C5%9Fgal+kumandanlar%C4%B1+%C4%B0skenderun%27da.jpg
 İLK KURŞUN DÖRTYOL’DA ATILDI
-Fransa’nın Anadolu’yu doğrudan işgali 1918 yılı Kasım ayı içinde İskenderun limanına savaş gemilerinin yanaşması ile başladı.
-Kasım 1918 başlarında Mustafa kemal Paşa Adana’da idi.
-Fransız işgaline karşı ilk kurşun 19 Aralık 1918 tarihinde Dörtyol’un Karakese köyünde Karahasan Paşa çetesi tarafından atıldı.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhA2pvEYohV77UwsSx-Nyns4wb5XrIcWRQWCB1Wn2nYDBaHl3cxefM3ZHL8noRiAfwLQNdY9IFiulQ3sPFJPA2axeY7bKf1PAzTBr66oI6qhj6XWS_Zi-gXDlLGmEaSds74hjb5tA2Li-E/s1600/Armenian_legion.png
-Resmi tarihin gündemindeki 15 Mayıs 1919 İzmir’in İşgali ve Hasan Tahsin’in düşmana kurşun atması ancak Ege bölgesinde yaşanan tarihi bir olaydır.

Takvimlerin 30 Ekim 1918 tarihini gösterdiği b.ir sırada Osmanlı yönetimi Mondros Ateşkes anlaşmasını imzalayarak yıllardır savaştığı düşman ülkelere karşı teslim olmayı kabul etmişti. Anlaşmanın imza edildiği saatlerde Halep’in Katma tren istasyonunda bulunan Mustafa kemal, yeni görev yeri olan Adana’ya hareket etti. O günleri yaşayanların zihinlerini meşgul eden en önemli soru: “-Bundan sonrası ne olacak? Anadolu’da işgal edilecek mi? Eğer korkulan olursa vatan savunması için mücadele etmek gerekir mi? Başarılı olmak için neler yapmak lazım?” gibi sorulara cevap aranıyordu.

Beklenen kara gün gecikmedi. Kasım ayının başında İskenderun şehri açıklarına kadar gelen Fransız gemisi Cautelas’a davet edilen İskenderun Kaymakamı Ali Bey, 6 maddelik anlaşmaya imza attı. İskenderun ve civarındaki Türk askeri birliklerinin en kısa sürede bölgeyi terk etmesi isteniyordu. Karşı gelinmesi halinde kurşuna dizme dahil en ağır cezaların da verileceği açıklanmıştı, anlaşma belgesinde. 6 Kasım günü İngilizlerin İskenderun’a çıkarma yapacağı kent yönetiminin Osmanlı’dan alınacağı belli oldu. Ve 9 Kasım tarihinde işgal resmen başlamış oldu, İskenderun’da. Adana’da Yıldırım Orduları karargahında gelişmeleri yakından izleyen Mustafa kemal Paşa, 9 Kasım günü Türk askerlerinin İskenderun’u boşaltarak Payas’a ve Sarıseki’ye çekileceği bilgilerini İstanbul’a ulaştırdı(1).

Düşman işgali doğrudan başlamıştı Güney Anadolu’da, İskenderun sahillerinde. Bundan sonrası olacaklar için o günlerin duygularını en güzel şekilde yansıtan “Dur Yolcu” şiirindeki şu sözler en güzel şekilde açıklar:

“Dur Yolcu,
Bilmeden basıp geçtiğin bu toprak
Bir devrin battığı yerdir
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Can veren Mehmet’in yattığı yerdir!”…
Bu sözler vatan mücadelesi için bir mücadelenin verileceği bunun da ölüme doğru giden bir bir yolculuk “bedel” olduğunu söylemek mümkündür.

11 Aralık 1918 günü Dörtyol Fransız ve yanlarında bulunan 300 kişilik Ermeni silahlı güçler tarafından işgal edildi. 19 Aralık günü Karakese köyünde Ömer Hoca oğlu Mehmet Kara düşmana karşı silahla karşı koydu, ilk kurşunu sıktı. İşgalci durumdaki Fransız ve İngiliz müttefik askerleri mersin’e ve oradan da 19 Aralık 1918 günü Adana’ya geldiler. Fransızlar beraberlerinde Ermeni lejyon birliğini ve çoğunluğu Kuzey Suriyedeki kamplarda bulunan sayıları 150.000’e ulaşan Ermenileri Çukurova şehir ve köylerine getirdiler. Şehir merkezlerinde çadır kamplar kuruldu. Ve bundan sonra silahlı Ermeni silahlı güçlerin (kamovor) Türklere karşı saldırıları dayanılmaz boyutlara ulaştı.

“Söz konusu vatan olunca gerisi teferruattır” sözleri o günler için söylenmiş olsa gerek. Düşman işgalinin ayrıntıları arasında vatan savunması için şanlı mücadele veren kahramanlar ve yiğitlerin hatıralarından örnekler vererek o günleri hatırlamak da fayda var.

-Dörtyol ve Payas civarında Fransız işgalci güçlere karşı Karahasan ve çetesi şanlı bir mücadele başlattı.

"Irak'ın parçalanmasını Türkmenler engelliyor"

Haydar Hadi - Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi, Irak'taki şiddet eylemlerinin en büyük kurbanının Türkmenler olduğunu belirterek, "Son 2 yıldır Irak Türkmenleri ciddi şekilde hedef haline gelmiş. Türkmenler Irak'ın parçalanmasını engellediği için bugün şiddete maruz kalıyor" dedi.

Türkiye'yi ziyaret eden ITC heyetine başkanlık eden Salihi, Irak Türkmenlerinin son durumu hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu. Irak'ta Türkmenlerin siyasi denklemin dışında tutulmak istendiğine dikkati çeken Salihi, Türkmen toplumunu asimile etmek isteyen çevrelerin olduğuna ve Irak'ın yeni yapılanmasında Türkmenlerin yer almak istenmediğine işaret etti.

Salihi, geçtiğimiz günlerde Kerkük-Bağdat yolu üzerinde bulunan ve tamamı Türkmenlerden oluşan Tazehrumatu nahiyesi yakınlarında konvoyuna yönelik yapılan saldırıya değinerek, "Beni hedef alan saldırı, Türkmen lider kadroyu hedef alma amacının bir parçasıdır. Bunlar rastgele değil hep planlı oyunlardır. Kendi evime olan saldırı olsun, ITC Başkan Yardımcısı Ali Haşim Muhtaroğlu'nun şehit edilmesi olsun, bunlar belli bir komplonun parçası. Lider kadronun yanında Türkmen toplumu da terör ve şiddetin hedefi halinde" şeklinde konuştu.

"Telafer, Tuzhurmatu, Kerkük ve Diyala'nın Kızlarbat nahiyesinde Türkmenlere yönelik ciddi terör olayları yaşanıyor" diyen Salihi, Türkmenlerin yaşadıkları 'Türkmeneli' coğrafyasının Irak'ın parçalanmasına engel teşkil ettiği için hedef haline geldiklerini belirtti.

Şimdiye kadar Irak'ta terör adı altında çok sayıda faili meçhul cinayetlerin yapıldığını kaydeden Salihi, "Ama biz Türkmenlere yönelik yapılan şiddet eylemlerinin faili meçhul olmadığı kanaatindeyiz. Bunlar Ortadoğu genelinde yaşanan gerginliğin bir parçasıdır. Ortadoğu'daki çatışma ve gerginlikten dolayı Irak'ta artan şiddet olaylarının en büyük kurbanlarından biri de Türkmenler oluyor" dedi.

-Kerkük İstihbarat binasına saldırı-

Geçtiğimiz gün Kerkük İstihbarat Dairesi binasına yapılan terör saldırısını değerlendiren Salihi, söz konusu binaya daha önce de bir saldırı düzenlendiğini anımsatarak, bu seferki saldırının amacının farklı olduğunu ve Kerkük'ün siyasi bir oyunun parçası haline getirilmek istendiğini ileri sürdü.

Saldırı sonrası kimliği belli olmayan silahlı grupların sahibi Türkmen olan "Cevahir Alışveriş Merkezi" binasını ele geçirdiğini aktararak, "Söz konusu alışveriş merkezinin sahibi ve içindeki esnafın tamamı Türkmenlerden oluşuyordu. Akıl ve mantığa sığmayan bir çatışma meydana geldi. Binanın içinde bulunan birkaç teröristi etkisiz hale getirmek yerine, Süleymaniye'den gelen Peşmerge güçleri binayı tamamen yaktı" diye konuştu.

Salihi, saldırı sonrası çıkan çatışmayı durdurmak için Bağdat yönetimin güvenlik gücü yollamak istediğini ancak Kerkük Valisi'nin buna izin vermediğini dile getirerek, söz konusu valinin birtakım siyasi amaçları uğruna Süleymaniye'den kendi partisine ait güçleri (KYB peşmergeleri) şehre çağırdığını ve bütün bunların halkta soru işareti doğurduğunu ifade etti.

-Tuzhurmatu'nun Kerkük'e ilhakı-

Tuzhurmatu'da Türkmenlere yönelik yoğunlaşan şiddetin Kerkük'te de uygulanmak istendiğini söyleyen Salihi, "Tuzhurmatu'da fiili bir durum ve emri vaki yaratılmak isteniyor. Tuzhurmatu'nun Kerkük'e bağlanması talebine karşıyız. Bu bizim için kırmızı çizgidir çünkü bunun arkasında başka adımların geleceğini biliyoruz. Tuzhumatu'da Türkmenleri zorla göçe maruz bırakmak istiyorlar. İnsanların can güvenliğini elinden alıyorlar. Çok sayıda Türkmen iş adamı kaçırıldı. Kaçırılanlar için fidye alınıyor ve sonrasında da öldürülüyorlar" dedi.

Salihi, Türkmenlere yönelik terör eylemlerine hem merkezi yönetimin hem de IKBY'nin hassas davranmasını beklediklerini ve Türkmen güvenlik gücünün oluşturulmasında katkı sağlamalarını istediklerini aktardı. Herhangi bir tarafın Türkmenlerin kendilerini koruyabilecek gücün oluşturulması noktasında karşı tavır sergilemesi halinde o tarafa şüpheyle yaklaşacaklarını sözlerine ekleyen Salihi, "Kürtlerin güvenlik gücü oluşturmamızda bize yakın durmaları lazım, bizi desteklemeleri lazım, aynı durum merkezi yönetim için de geçerlidir. Peşmerge gücü varsa Türkmen gücü de olmalı ve buna ne Kürtler ne de Araplar karşı çıkmamalı" ifadelerini kullandı.

"Kürt milletvekilleri ile Bağdat'ta görüşmenin yanında, Süleymaniye ve Erbil'i ziyaretimizde de Kürt partililerle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Onlara açıkça ve net bir şekilde isteklerimizi söylüyoruz ama ne yazık ki çözüm noktasında tıkanıklık yaşanıyor. İki tarafın projesi birbiriyle çakışıyor. Kürtler Kerkük'ün Kürdistan'ın bir parçası olduğunu ileri sürerken, biz Kerkük'ün tarih boyu bir Türkmen şehri olduğunu vurguluyoruz."

-"Türkmeneli bölgesini ilan ederiz"-

Bugüne kadar Irak'ın bölünmemesine Türkmenlerin katkı sağladığını söyleyen Salihi, ülkenin gelecekte Şii, Sünni ve Kürt bölgelerine fiilen bölünmesi halinde ise Türkmenlerin de "Türkmeneli" bölgesini ilan edeceklerini bildirdi.

Salihi, Türkiye ile Irak ilişkilerinde yeni sayfanın açıldığına dikkati çekerek, "Türkmenler Bağdat ile Ankara arasında köprü rolü üstlenir. Maliki ve diğer yetkililerle görüşmemizde olsun, Türkiye'deki yetkililerle olsun bu mesajı her zaman veriyoruz. Bu anlamda güçlü bir köprü oluşturmak istiyoruz ve bunu en yakın zamanda gerçekleştiririz" diye konuştu.

Salihi: Türkmenlere yönelik saldırılar planlı

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi, “Türkmenlere yönelik saldırılar planlı bir şekilde yürütülüyor. Bu coğrafyada herkes Türkmenlerin hedef alındığını biliyor” dedi. Son zamanlarda Türkmenlerin yaşadığı bölgelerdeki bombalı saldırıları değerlendiren Salihi, ABD’nin işgalinden sonra ilk olarak 2004’te Musul’un Telafer ilçesinde Türkmenlere yönelik saldırı ve patlamaların başladığını söyledi.
 
Güvenlik gücü
Selahaddin (Tikrit) kentine bağlı Tuzhurmatu ilçesi ve Kızlarabat’ta saldırıların yayıldığını kaydeden Salihi, “Türkmenler bilinçli olarak asimile edilmek isteniyor” diye konuştu. Ülkedeki yönetimlerin, Türkmenlerin kendi güvenlik güçlerini kurmasına karşı çıktığını vurgulayan Salihi, şunları söyledi: “Türkmenler için bir güç istediğimiz zaman, ne yazık ki, ilk önce Kürt tarafı karşı çıkıyor. Kürtler, Türkmenlerin bir güç haline gelmesini kesinlikle kabul etmiyor. Sadece bizim içimizde olabilirsiniz diyorlar.”

Kerkük Kan Ağlıyor! Türkmenler Yakılıyor!

Irak'ın Kerkük kentinde istihbarat binasını ele geçirmeye çalışan kişilerle emniyet güçleri arasında çıkan çatışmada 6 kişi öldü, 70 kişi yaralandı.

İstihbarat Müdürlüğü'ne yapılan saldırının ardından terörist grup bölgedeki bir alışveriş merkezini ele geçirdi. Ellerinde rehinelerin de olduğu iddia edilen grupla güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar sürerken, AVM'de bilinmeyen bir nedenle alevler yükselmeye başladı.

Kerkük İl Sağlık Müdürlüğü'den yapılan açıklamada şu ana kadar yaşanan olaylarda, 6 kişinin hayatını kaybettiği,
70 kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Türkmen lidere suikast girişimi

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi’ye suikast girişiminde bulunuldu. Saldırı sunucu ölen ya da yaralanan olmazken araçlarda hasar oluştu. Kerkük yakınlarındaki Taza’ya giden Salihi’nin konvoyunun geçişi sırasında uzaktan kumanda ile mayın patlatıldı. Saldırıda Salihi’nin zırhlı aracı büyük hasar gördü. Salihi, “Türkmenler için önemli olan Taza köyünü ziyaret edecektik. Bir köprüden geçerken uzaktan kumanda ile mayın patlatıldı, zırhlı aracımın camları kırıldı. Korumalarımın otomobilleri zırhsızdı, mayın onlara denk gelseydi kaybımız büyük olurdu. Olayla ilgili inceleme devam ediyor” dedi. Salihi, bu saldırıların Türkmenleri davalarından vazgeçirmek için yapıldığını belirtti. Bu girişim, Türkmen liderlerine yönelik ikinci saldırı oldu. Türkmen Cephesi Başkan Yardımcısı Ali Muhtaroğlu, düzenlenen bombalı intihar saldırısında hayatını kaybetmişti.

Güney Azerbaycan Türkleri’nden Çok Sert Bildiri !

Son yıllarda Ortadoğu coğrafyası üzerine yapılan dış müdahaleler bölgede büyük sorunları da beraberinde getirdi. Özellikle Türklerin yaşadığı bölgelerde değiştirilmek istenen demografik yapı son zamanlarda daha da artmış durumda. ABD merkezli sürdürülen ‘demokrasi’ operasyonunda Kürtlerin etkinleştirildiği ve olmayan bir devletin projelendirildiği görülüyor.

Yaşanan bu gelişmelerden dolayı Güney Azerbaycan Türkleri çok sert bir bildiri yayınladılar. İran, İsrail, Irak, Suriye ve ABD’nin sert sözlerle eleştirildiği bildiride, Türk kimliğine yönelik saldırıların ve bölgenin “Kürtleştirme operasyonuna” tepki gösterildi.

İşte Güney Azerbaycanlı Türklerin o sert bildirisi:
“Tebriz Sesi: Azerbaycan Türk milleti, Öğrenciler,İşçiler,Kadın Hakları Aktivistleri Ve Azerbaycan Milli Hareketinin Gençleri

Son günlerde Batı Azerbaycan eyaletine yerli bir Türkün vali olarak tain olunması, gerçi Azerbaycan milli hareketi açısından İran devletinin Azerbaycan’lılara karşı olan asimilasyon ve ayrımcı politikaları hiç bir değişiklik olacağına inanmıyor, ve İran devletininin milli faallara baskıları günden güne artmaktadır, fakat İran devleti ve onun iç işler bakanlığının yerli olmayan ve Kürd kökenli olan bir vali adayının Batı Azerbaycan’a atanmasından vaz geçmesi, Azerbaycan milli hareketinin ortak ve düzenli hareket etmesi ve bu hareketin siyasi iardesinin göstergesidir.

Gün gibi aydındır, ve orada yaşayan her kes biliyor ki, Azerbaycan’ın batı bölgesinde nüfus sayımı Kürdlerin lehine değişme politikası İran devlet, Kuzey Irak yönetimi, ABD ve İsrail devleti tarafından yürütülmektedir ve bunun sonucunda Azerbaycan Türkleri ve Türkiye arasında azınlıkta oluşan Kürdleri yerleştirmek istiyorlar ve bu güçlerin hepsi bu bölgede Kürd kartını kendi çıkarları doğrultuda kullanıyorlar. Ancak bu kez de Azerbaycan’lıların zamanında davranması onların kirli oyunlarını gün ışığına çıkarttı.

güney-azerbaycan-türkleri

Batı Azerbaycan’a ilk defa yeli olmayan bir Kürdün valı olarak atanmasının haberi ilk günlerden beri Türkiye’nin güneyinde ki Kürd guruplar, Kuzey Irak’takı Kürd yönetimi ve onlara bağlı olan mediyalrda çok büyük bir mutlulukla kabullenerek, sankı Batı Azerbaycan Kürdüstanmış gibi haberlerin yayıp reklam ediyorlardı ve bu hususta Ruhanı hükümetini övüyorlardı. Lakin bunlar Azerbaycan milli hareketinin siyasi gücü ve varlığını unutmuşlardı ve belki de önemsemiyorlardı.

Fakat işin ilginç noktası bu aşamada Türkiye, Irak ve Suriye deki Kürdlerin bu olayı yakından izlemeleri ve Kürd bir valinin atanmasının desteklemeleriydi. Ne yazık ki bu hassa aşamada bazı siyasi guruplar e şahıslar konuyu görmezden geliyorlardı veya bir birlerine karalayarak ortamı gerginleştiyorlardı. Ancak Güney Azrbaycan’dakı halk dışarıdakı saçma sorunları önemsemiyerek konunun hassaslını fark ederek tıpkı 2006 ve son Urmu gölü olayları gibi her türlü Tahra’nın yanlış kararlarına hazırlıklı olduklarıı gösterdiler. Binlerce gece bildirileri, CD ler ve yüzbinlerce telefon mesajları Batı Azerbaycan’da yayıldı. Ayrıca Azerbaycan’ın diğer şehirler ve bölgelerinden, özellikle Tebriz ve Erdebil’den gelen destekler İran devletine gereken mesajları vererek onlara kendi kderleri hakkında duyarlı olduklarını gösterdiler.

İran devleti yetkileri bu durumu görünce her türlü yanlış bir karar sonucunda yüzbiner veya milyonlarca Azerbaycan Türkünün sokaklara olacağını fark ederek bu karardan vaz geçtiler.

Azerbaycan Türk Milleti:

Biz iyi biliyoruz yeni atanan vali ne kadar da Yerli olursa ancak bu adam ırkçı Tahran rejimine bağlıdır fakat Azerbaycan’lıların itirazlarının esas nedenler ve sonuçlarını şöyle sıralaya biliriz:

1- Batı Azerbaycan nüfusunun Azerbaycan Türklerinden, Kürdlerin lehine değişme politikası İran ve Kuzey Irak Yönetimi tarafından ciddi olarak izlenmekte ve yürürtülmektedir.

2- Irak,Türkiye ve Suriye Kürdleri demokrası ve insan hakları söylemleri altında topraklarımıza göz dikmişler ve bunun için her işe özellikle kan dökmeye hazırlardılar.

3- Türkiye’deki bazı sol guruplar bölgedeki terör guruplarla çok yakın ilşkiler ve temasladırlar ve bu durumda Azerbaycan’lıların moralını düşürmek için bu terör guruplarının sankı Türk devleti yer almış gibi gösterecekler.

4- Bazı sözde Azerbaycan gurupları İran şemsiyesi altında fealiyet ederek Batı Azerbaycan konusunda tamamen pasif hareket ediyorlar ve kimi zaman Kürd gurupların özellikle Avrupa’da elde etmesi üçün bu projede o gurupların yanında yer almaktadırlar.

5- Dinç ve medeni itirazlar sonucunda Azerbaycan milli hareketi gösterdi ki önemli zamanlarda bir araya gelmeği beceriyorlar.

6- Bu olay gösterdi ki Azerbaycanlılar önemli zamanlarda birliklerini koruyrlar ve kahraman Tebriz ve diğer şehriler ve bölgeler her zaman Batı Azerbaycan konusunda duyarlı olup ve gerektiği zaman mudahile edecekler.

7- İran devleti ve onun iç işler bakanlığının bu durumda temkinli davranması Azerbaycan milli hareketinin Azerbaycan’lılar içinde ne kadar etkiye sahip olduğunu gösterdi ve bu hareket istediği zaman halkının yanında olduğunun ve halkın onu desteklediğini gösterdi.

8- Defalarca şahit olmuşuz ve bu kez de buna şahit olduk, yerel yetkililer duyarlı olmaları ve halkının yanında olmaları başarının Azerbaycan Türklerine armağan etdi, ve inanıyruz ki hassas zamanlarda bu yetkililer kendi halkının yanında yer alacaklar.

9- Bu kez de medyanın önemli, Teşkilatlanma ve örgütlenmeni önemi her kese özellikle buna karşı olanlara isbat olundu.

Son olarak bu başarını bütün Azerbaycan halkına tebrik ediyoruz. Özellikle bazı milli faallar hiç beklentileri olmadan topraklarına olan sevdalarından dolayı gece ve günüz bilmeden çalışıyprlardı. Ayrıca bazı Kürdçü terör guruplarına Azerbaycan topraklarına göz dikdikleri halde gereken cevabı alacaklarını söyliyoruz ve onları kendi topraklarında Kürd halkına hizmet etmelerin tavsiye ediyoruz. Üstelik onların yanlış adımları her kesten çok Azerbaycan’dakı yaşayan az sayıda misafir Kürdleri zarar verecekdir.

Kuzey Irak Kürd yönetimine ve Türkiye’deki bazı Kürd partiler ve gurupları uyarıyruz ki barış içinde yaşamak için Azerbaycan topraklarına göz dikmesinler. Gayri o taktirde Azerbaycan Türkleri Tarihte olduğu gibi bu kezde saldırganlara gereken dersi verecektir.

Bir Gurup Azerbaycan Milli Faalıları”

‘Rum çatısı altında maç yapmayız’

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu; Rum Futbol Federasyonu çatısı altında maç yapmayı benimsememiz mümkün değil" dedi

Eroğlu, temaslarda bulunmak için geldiği Gaziantep’ta, havalimanında Vali Erdal Ata, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Kahraman Güneş ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Selami Yetkinşekerci tarafından törenle karşılandı. Çocukların çiçek takdim ettiği konuk Cumhurbaşkanı, Büyükşehir Belediye Bandosu’nu selamlayarak, VIP salonunda bir süre dinlendi.

Daha sonra Valiliğe geçen Eroğlu, tören mangasını selamlayarak Valilik şeref defterini imzaladı. Eroğlu, Vali Erdal Ata’dan kent hakkında bilgi aldı.

Anavatan Türkiye’deki gelişmelerden memnuniyet duyduklarını ifade eden Eroğlu, “Güçlü bir Türkiye, masada elimizin güçlü olması demektir. Hem de Kıbrıs’ta güven içerisinde yaşamamız demektir. Çok şükür, anavatan silahlı kuvvetleri, bugün KKTC’de huzurumuzu, güvenimizi sağlamaktadır. Biz de çok rahat ve çok güvenli bir ortamda yaşamanın mutluluğu içerisindeyiz” diye konuştu.
http://tarafsizhaber.blogspot.com/2013/11/iktidar-ve-muhalefeti-kars-ama-kktc.html
Eroğlu, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. KKTC Futbol Federasyonu’nun, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Futbol Federasyonu ile imzaladığı anlaşmayla ilgili görüşleri sorulması üzerine Eroğlu, “Tabi ki Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının kurduğu bir federasyondur. KOP (Rum Futbol Federasyonu) ise Kıbrıs Rumlarının kulüplerinin temsil edildiği bir kuruluştur. Dolayısıyla biz yıllardan beri Rumlardan ayrı yaşıyoruz.

Aslında 1959-1960 anlaşmaları ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde de ki o zaman ortaktık, o zaman bile federasyonlarımız ayrıydı, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu ile Rumların futbol federasyonu birbirinden ayrıydı. 1960 anayasasında da zaten eğitim, spor, kültür ve din, doğrudan doğruya cemaat meclislerine bırakılmıştı.” ifadelerini kullandı.
Birleşmeyi kabul etmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Eroğlu, “Futbol federasyonunu temsil eden kişiler, işte ‘futbolumuzu dışa açamıyoruz, sporumuzu dışa açamıyoruz’ gibi telaşlar içinde bir görüşme yaptılar. Ama Kıbrıs’ta yaptıkları görüşmeyle İsviçre’de FIFA merkezinde hazırlanan, ortaya çıkan taslağın birbirinden farklı olduğunu, bana futbol federasyonu başkanımız ifade etmişlerdir. Dolayısıyla tekrar görüşmelerle düzeltilir mi, düzeltilemez mi bilmem ama bu yanlışlar düzeltilmeden Kıbrıs’ın Türk Futbol Federasyonu Başkanı’nın bunu kulüplere taşıması ve tartıştırması zannederim olmayacak.” dedi.

Rum Futbol Federasyonu Başkanı’nın açıklamaları dikkate alındığında, Türk’lerin güneyde, Rumlar’ın ise kuzeyde maç yapmayacağının anlaşılacağını vurgulayan Eroğlu, “Demek ki bu tamamen Rum Futbol Federasyonu’nun bir oyunu. Bizim takımlarımızı kendi bünyesine alıp, siyasi bir manevra ile dünyaya, ‘Bakınız, Kıbrıs Futbol Federasyonu size müracaat ederse FIFA ya da UEFA gibi kuruluşlara, siz bunu itibara almayınız, biz bunları bünyemize alıyoruz’ gibi mesaj vermek için bu açıkgözlülüğü yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü Rum Futbol Federasyonu Başkanı’nın geçen yapmış olduğu açıklamada ‘Kosova’da Sırplar uyudular. Kosova UEFA’ya müracaat ederek dostluk maçı yapma izni aldı. Biz o olanları da ortadan kaldırdık’ diye kendi kulüplerine övünerek mesaj vermiştir. Dolayısıyla Rum Futbol Federasyonu çatısı altında maç yapmayı benimsememiz mümkün değil. Zaten böyle bir olayı benimseyecek olsaydık 1974′ten hemen sonra yine yapabilirdik. Onun için bana göre bu olmayacak.” diyerek sözlerini tamamladı.

Vali Ata, ziyaretin anısına Eroğlu’na yöresel el işi çalışması hediye etti, Eroğlu da Ata’ya plaket verdi.

Arınmışlar Rütbesinin Büyük Haç Şövalyesi O verilen Nişan süs diye verilmedi Mankurtlaşmış beyinler..

KKTC 30 yaşında

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü ülkenin dört bir yanında tören ve etkinliklerle kutlanıyor

1974 Barış Harekatı’nın ardından 15 Kasım 1983 yılında bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 30 yaşında. KKTC’de bağımsızlık yıldönümü çeşitli törenlerle kutlanacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye’den gidecek heyetler, Kıbrıs Türk halkının Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ortak olacak.

Kıbrıs Türk halkının liderleri Dr. Fazıl Küçük ile Rauf Raif Denktaş’ın anıt mezarlarında da törenler düzenlenecek.

15 Kasım törenlerinde Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı Solo Türk ekibi gösteriler yapacak.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 30. Kuruluş Yıldönümü resmi kutlamaları Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun BRT’den yaptığı konuşmayla başladı. Cumhurbaşkanı Eroğlu, konuşmasının başında 15 Kasım 1983 tarihinde de halkın takdiri ile ilan edilen devletin en güçlü dayanak olmaya devam ettiğini söyledi.
 
Zorlu süreç
Konuşmasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar geçen zorlu sürece de değinen Cumhurbaşkanı Eroğlu, bu sürecin sonunda Kıbrıs Türkünün dünyadaki egemen devleti olan halklar arasındaki yerini aldığını hatırlattı.
 “Halkın özgür iradesi sonucu doğan Devlet bugün 30 yaşındadır ve sapasağlam, dimdik, sağlıklı bir şekilde hayatını devam ettirmektedir” diyen Eroğlu, o nedenle Cumhuriyet Bayramı’nda coşmalı, gururlanmalı ve başarılanları küçümsemeye çalışanlara fırsat verilmemesi, 40’ıncı 50’nci yıllarda Devletin gelmesi istenen noktaya doğru kararlı adımlar atılması gerektiğini kaydetti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 20 Temmuz Mutlu Barış Harekâtı’nın sağladığı özgürlük ve güven ortamı neticesinde kurulduğunun altını çizen Eroğlu, “Devletimiz, Rumların bir türlü, iki kesimliliğe, siyasi eşitliğe, egemenliğe dayalı yeni bir ortaklık kurulmasına yanaşmamaları üzerine vücuda getirildi” hatırlatmasını yaptı.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, Anavatan Türkiye’nin maddi ve manevi desteğiyle kurulan KKTC’nin bugün dünyanın gıptayla baktığı bir parlamenter sistemle yönetildiğini vurguladı.

Kıbrıs Türkünün her zaman için Rum komşularıyla bir anlaşma arayışı içinde olduğuna vurgu yapan Eroğlu, bu anlaşmanın siyasi eşit, egemen taraflar ve iki kesimlilik ilkesine bağlı olabileceğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı Eroğlu, bunu farklı yorumlamanın tarihi gerçeklere aykırı ve Kıbrıs Türk Halkı’nın hak ve menfaatlerini koruma ödevine ters olduğunu anlattı.
 
Atalay Ada’da
Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da törenlere katılmak için adaya gitti. Törenlere Ankara’dan ayrıca Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya, Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Vakur Gökdenizler, Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve Teknik Heyet Başkanı Genç Osman Yaraşlı da katılacak. Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük ile KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Anıt Mezarı’nda düzenlenecek törenlerin ardından saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekilecek.

Türkistan Milli Kimliğinin Parçalanması

Türkistan'ın ne anlama geldiğini hemen, hemen her Türk biliyor, bu nedenle Türkistan kelimesini açıklamaya çalışmayacağım. Türkistan bugün, Batı Türkistan, Doğu Türkistan ve Güney Türkistan diye çoğrafi bölümlerden oluşur.

Uluğ Türkistan’ın en büyük parçasında bugün Türk kökenli cumhuriyetler yer alır, Doğu Türkistan ise Çin işgali altındadır, Güney Türkistan’ın ise Afgan işgali altında bir Türk yurdudur.

Türkistan’ın parçalanma tarihi Rusların Türkistan coğrafyasına ilk keşif seferleri 1600'lerin sonlarıdır. Ruslar Türkistan fetih işine ilk olarak Kazak ordalarının ortadan kaldırılması ile başladılar. Rus Çarı 1. Petro "Kazakların ordaları bütün Asya memleketlerinin anahtarı ve kapısıdır. Ordalar, Rus himayesi altına alınmalı ki, bunlar vasıtasıyla diğer bütün Asya memleketleriyle irtibat kurulabilsin ve Rusya için faydalı ve uygun tedbirler alınabilsin" diyordu. Rus çarlığının Türkistan'ı işgal detaylarına fazla değinmeyip bizim için asıl önemli olan Türkistan’ın, yani Türkistan milli kimliğinin parçalanmasını irdeleyeceğiz.

20. yüzyılın başlarına kadar ortak dil ve ortak dine dayalı Türkistanlı ve Müslüman kimlikleri vardı. Sovyetler Birliği döneminde bu birleştirici Türkistanlı ve Müslüman kimliklerinin yerine ayrıştırıcı Kazak ve Özbek kimlikleri öne çıkartıldı. Bir taraftan da birleştirici unsur olarak yapay bir kimlik olan Sovyet kimliği dayatıldı.

Sovyet-Rus emperyalizminin ilginç tarafı; bir taraftan milliyetçiliği geliştirirken, öbür taraftan yasaklamış olmasıydı. Şekil olarak milliyetçi, içerik olarak komünist idiler. Sovyet marşının anlattığı gibi, "Sovyetler Birliği, özgür cumhuriyetlerin ulu Rus halkı tarafından ebediyete kadar pekiştirilmiş birlikteliği” idi. Fakat Sovyetler Birliği çökünce onunla birlikte Sovyet kimliği de yıkıldı.

Türkistanlı kimliğini parçalayan Rusların Türkistan ulusal kimliğine enbüyük zararları Türkistanlılık ve Türklük yerine Kazaklık, Özbeklik, Kırgızlık, Türkmenlik kimliğinin ortaya çıkmasına yardımcı oldular. Hâlbuki Türkistan’da yaşayan Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen ve diğerleri başlı başına birer millet değildirler, hepsi de bölünmez Türk ulusundan, Türk milletindendirler.

Batı Türkistan’da kurulan Türk cumhuriyetlerinde Türkistanlılık milli kimliğini yeniden canlandırmak için öncellikle bir konfederasyon altında birleşmeleri şarttır, öncellikle birleşme Latin alfabesi ve İstanbul Türkçesinin üst Türkçe kabul edileceği şekilde olmalıdır.

Büyük Türkistan’ın Doğu sunu işgal altında tutan Çin halk cumhuriyeti denen sömürgeci ülke tarih boyunca Türk milletinin ezeli ve ebedi düşmanıdır. Çin Tarih boyunca Türk milletine karşı olan kin, nefret ve intikam duygusundan bir an olsun ayrı düşmemiştir. Doğu Türkistan'ın 1949 yılında Çin işgaline düşmesi de, Çin'in Türk milletinden intikam almak isteme duygusunun bir tezahüründen başka bir şey değildir.

Doğu Türkistani işgal eden Çin ilk olarak buranın isminin ‘’Xiang’’ diye değiştirerek Türkistan milli kimliğini parçalama yoluna gitti. Ama Çin'in tüm uğraşlarına rağmen Doğu Türkistan kimliği çok güçlüdür, Çin asimilasyon ve politikalarına direnen bir kimliktir.

Çin işgalindeki Doğu Türkistan’la ilgili Türk kamuoyunda kayda değer bir hassasiyet var. Ne yazık ki büyük bir bölümü bugünkü Afganistan topraklarında kalan Güney Türkistan’la ilgili aynı hassasiyetten bahsetmek çok zor.

Güney Türkistan ise bugün Afganistan denen ülkenin işgali altındadır. Buradaki Türkler arasında da Türkistanlılık kimliğinin sahiplenmesi konusunda büyük bir uyanış vardır.

Afganistan'ın işgali altında bulunan Güney Türkistan'da Peştunlar, yürüttükleri Peştunlaştırma faaliyetleri kapsamında Türklere olmadık zulüm ve baskılar uyguladılar. Güney Türkistan’a yönelik sistematik olarak iskan faaliyeti yürüttüler. Sulama için kullanılan su yolları önce Peştun köylerine sonra Türk köylerinden bırakılmaktaydı. Yaklaşık 250 yıldan beri, Afganistan merkezi yönetimi Peştunların elindedir ve merkezi hükümet en hafif ifadeyle Güney Türkistanlılara zulmetmiştir. Güney Türkistanlıların Afganistan devletinde azınlık olarak yaşamasını gerektirecek hiçbir sebep yoktur.

Güney Türkistan, Afganistan’ın geriye kalan kısmıyla dil, tarih, kültür ve gelecekle ilgili hiçbir şekilde ortak paydaya sahip değildir. Güney Türkistan, Afganistan’ın bir parçası değil; Türkistan’ın bir uzvudur.

Türkistanlı Türkler; artık Özbeklik, Kazaklık, Türkmenlik, Kırgızlık gibi detay ayrımları bir yana bırakarak Türkistan milli kimliğine, yani Türk kimliğine sahip çıkmalı, komşu güçlerin Türk boylarını birbirine düşürmek için ortaya attığı fitnelere kanmamalıdır.

Yücel TANAY

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Cesur Yayin ! - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Free Blogger Template Design Collection, Blogger Tema