En aktif film sitesine hoşgeldiniz...
Recent Movies
Ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Benzine bir zam daha!

Benzine bu geceden itibaren geçerli olmak üzere 13 kuruşluk zam geldi. 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi İstanbul'da 4,95, 97 oktan kurşunsuz benzin ise 5,03 liraya çıkacak.

Dolar kurunun rekor kırarak 2.10 TL’ye yaklaşmasıyla benzine de zam geldi. Geçtiğimiz günlerde 7 kuruşluk indirim gelen benzine bu kez 13 kuruşluk zam yapıldı. Böylece bu geceden itibaren 95 oktanlık kurşunsuz benzinin litre fiyatı 4,95 liraya yükseldi. 97 oktanlık kurşunsuz benzinin fiyatı ise 5,03 lira oldu. Benzine 16 Aralık’ta 7 kuruşluk indirim gelmiş ve 95 oktanlık benzinin fiyatı 4,82 liraya, 97 oktanlık benzinin fiyatı 4,90 liraya düşmüştü.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada dolar kurunun 2 TL’den 2.10 TL’ye yükselmesinin enerjiye 4 milyar dolar ek maliyet getirdiğini söylemişti.

Elektrik ve doğalgaza zam sinyali

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu ve beraberindeki heyeti, kabulünde döviz fiyatlarının enerji maliyetini etkilediğine söyledi.

Yıldız, her döviz hareketlenmesinin, fiyatların yükselmesinin, olumsuz bir haber olduğunu vurgulayarak, bunları sanayiciye, tüccara, vatandaşa yansıtmamak için çaba gösterdiklerini dile getirdi.

Bu hafta netleşir

Bakan Yıldız şunları söyledi: “Doların 2,0’dan 2,10’a çıkması bizde yaklaşık 4 milyar dolarlık maliyet artışı getiriyor, bu, çok ciddi bir rakam. Şu anda 2,09’da olması da bizim için olumsuz bir noktadır, maliyetlerimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Ama önemli olan bunları vatandaşlarımıza sirayet ettirmeden, kendi içinde dengeleyici bir yapıyı kuruyor olmaktır, bizim de çaba ve gayretlerimiz bu yönde. İnşallah çalışmalarımızı bu hafta nihayetlendireceğiz.”

Kuzey Irak petrolünün test çalışmalarının Ceyhan’a kadar geldiğini kaydeden Yıldız, “Akış da bundan sonra başlıyor olacaktır. Akış zamanını önümüzdeki hafta değerlendiririz” dedi.

Elektrik üretiminin yüzde 3.5’i satılıyor

ELEK­TRİK üre­ti­min­de­ki özel­leş­tir­me­le­re ge­le­cek yıl da de­vam edi­le­cek. Bu kap­sam­da ön­ce­lik­li ola­rak Ke­mer­köy Ter­mik San­tra­li, Ye­ni­köy Ter­mik San­tra­li, Ça­ta­lağ­zı Ter­mik San­tra­li, ve Ya­ta­ğan Ter­mik San­tra­li­’nin özel sek­tö­re dev­ri plan­la­nı­yor.

Ke­mer­köy ve Ye­ni­köy ter­mik san­tral­le­ri için son tek­lif ver­me sü­re­si 24 Ocak, Ça­ta­lağ­zı Ter­mik San­tra­li için 5 Şu­bat, Ya­ta­ğan Ter­mik San­tra­li için 10 Şu­bat­ta so­na ere­cek. 4 üre­tim san­tra­li­nin ge­çen yıl­ki top­lam elek­trik üre­ti­mi 10.2 mil­yar ki­lo­vat­sa­at ola­rak ger­çek­leş­ti. Bu ge­çen yıl­ki top­lam elek­trik üre­ti­mi­nin yüz­de 3.5’i­ne kar­şı­lık gel­di.

SALTANATIMIZI YEDİRMEYİZ! DENETLEMEK KİMİN HADDİNE!/3 yıl daha denetimsiz

Resmi Gazete'de kamu kurumlarının mali tablolarını 3 yıl daha Sayıştay'a vermemesinin önü açıldı. Kamu üç yıl daha mali olarak denetimsiz.

Sayıştay’ın kamu kurumlarını denetleme yetkisine sessiz sedasız 3 yıllık bir tırpan daha geldi. Kamu kurumlarının mali bilgilerini Sayıştay’a iletmemesi nedeniyle başlayan tartışmalar sürerken, geçen hafta sonu Resmi Gazete ’de bir değişiklik yapıldı. Yapılan değişiklikle, kamu kurum ve kuruluşlarının detaylı mali bilgi ve tablolarının 3 yıl daha Sayıştay’a verilmemesinin yolu açıldı. Düzenleme hakkında bilgi veren uzmanlar, “Sayıştay, bu yıl kamu kurumlarından mali rapor ve tablolarla ilgili bilgi alamadığı için birçok kurumla ilgili denetim görüşü oluşturamadı. Bu düzenleme ile söz konusu durum 3 yıl daha sürebilecek ve kurumlar 3 yıl daha mali tablolarını Sayıştay’a vermeme hakkına sahip olacaklar” diye konuştu. Sayıştay yetkilileri ise “Şu anda kurumsal bazda bilanço ve mali tablolar oluşturulamıyor. Biz 3 yıl içinde yine denetleme yapacağız ama sınırlı olacak. Belki kurumlar 3 yıldan önce uyum sağlarlar, biz de daha hızlı yeni sisteme geçeriz” bilgisini verdi.

Kamuda denetim krizinde ikinci perde açıldı. Denetim krizinin başlangıcını geçen yıl yapılan bir yasal değişiklik oluşturuyor. Sayıştay’ın denetim yetkililerinin torba kanunla geçen yıl ortasında değiştirilmesinden sonra, 2012 Ekim ayında Sayıştay kamu kurumlarının 2011 çalışmalarıyla ilgili hazırladığı 132 raporu Meclis’e “Yeni yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle” sunamadı ve böylelikle kamu kurumları ilk kez bir yılı denetimsiz geçirdi. Bu yıl ise Sayıştay kamu kurumları ile ilgili olarak hazırladığı 140’tan fazla raporu bütçe görüşmelerinin başlamasıyla birlikte Meclis’e gönderdi. Ancak tartışmalar bitmedi. Çünkü Sayıştay’ın kamu kurumlarıyla ilgili inceleme ve görüş yapmasına olanak sağlayan mali tabloların büyük bölümü Sayıştay’a verilmemişti, bu nedenle raporların büyük bir kısmında, “İnceleyemedik, görüş belirtemiyoruz” deniliyordu. Bir başka deyişle Sayıştay, birçok kamu kurumunu denetleyememişti.

Maliye Bakanlığı vereceğiz demişti
Söz konusu “denetim krizi”, kurumlarla ilgili hazırlanan raporlarda da net bir şekilde ifade edildi. Sayıştay’ın birçok bakanlık ve kamu kurumu ile ilgili hazırladığı raporlarda; Maliye Bakanlığı’nın denetim krizine neden olan kurumsal mali bilgilerin 2013 itibariyle üretilmeye başlanacağı beyanında bulunduğu belirtildi. Raporlarda “Kamu idaresi mali tabloları alınamadığı için Sayıştay, 2012 yılına ilişkin mali rapor ve tabloları hakkında görüş bildirememektedir” denildi. Böylece birçok kurum 2012 yılını da resmi olarak denetimli, fiili olarak ise denetimsiz geçirmiş oldu.
Ancak Maliye Bakanlığı’nın Sayıştay denetimi için gerekli olan mali tabloların, 2013 itibariyle üretileceği ve Sayıştay’a verileceği yönündeki beyanatı; daha raporların mürekkebi kurumadan geçersiz oldu.

3 yıl daha mali tablo hayal
Resmi Gazete’de geçen hafta sonu yapılan değişiklikle, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında kurumların bilanço ve mizanlarının Sayıştay’a gönderilmemesinin yolu açıldı. “Kamu İdaresi Hesaplarının Sayıştay’a verilmesi ve muhasebe birimleri ile muhasebe yetkililerinin bildirilmesi hakkında usul ve esaslarda değişiklik yapılması hakkında usul ve esaslar” başlığını içeren yönetmelik değişikliği ile söz konusu düzenleme gerçekleştirildi. Yönetmelikte, istenirse Maliye Bakanlığı tarafından konsolide olarak bu mali bilgilerin Sayıştay’a iletilebileceği kaydedildi. Ancak yetkililer, konsolide olarak aktarılacak bilgilerin kurum bazında mali inceleme yapılmasına olanak sağlamayacağının altını çiziyor.

Sayıştay yetkilileri, “Önümüzdeki 3 yılda da, ‘Mali bilgiler gelmediği için Sayıştay görüşü oluşturulamamıştır’ ifadesi içeren raporlar görmeye devam edecek miyiz” sorusuna da, “Edebiliriz. Ama süre azami 3 yıl. Belki daha önce istediğimiz mali bilgileri oluştururlar, o zaman mali tablo ve mizanları öncesinde görmeye başlarız” yanıtını verdi.

Benzine zam

Geçtiğimiz hafta LPG’ye yapılan yüzde 10’luk zammın ardından sıra benzine geldi. Bu geceden itibaren benzinin litresine 9-10 kuruşluk zam yapılacak.

Reutesr'a bilgi veren sektör yetkilileri, zammın gece yarısından itibaren geçerli olacağını belirtti. Böylece 97 oktan kurşunsuz benzinin fiyatı yeniden 5 lira sınırına kadar yükselmiş olacak.

SIRADA MOTORİN VAR
Yetkililerin verdiği bilgiye göre, aynı gerekçelerle motorinin litre fiyatı da yarın gece yarısından geçerli olacak şekilde 8-9 kuruş artırılabilecek.

 LPG ve tüpgaza rekor zam geldi!

LPG ve tüpgaza rekor zam geldi!

Milyonlarca otomobilde yakıt olarak kullanılan LPG’ye, dünden geçerli olmak üzere 30 kuruşluk şok zam geldi. Zamla birlikte LPG’nin litresi 3.11 TL’ye çıktı. Otogazın yanı sıra evlerde kullanılan tüpgaz da zamlandı. Tüpgaz, rafineri çıkış fiyatı yüzde 15.4 oranında arttırıldı. Bunun bayilere artarak yansıması bekleniyor.

LPG’ye rekor zam geldi
Türkiye’de milyonlarca otomobilde yakıt olarak tercih edilen LPG’ye, dünden geçerli olmak üzere 30 kuruşluk şok zam geldi. Zamla birlikte LPG’nin litresi 3.11 TL’ye çıktı. 30 kuruşluk artış, LPG’ye bir seferde yapılan en yüksek zam olması nedeniyle dikkat çekti. Enerji sektörü, LPG’ye gelen zamla sarsıldı. Zamma gerekçe olarak ’yurt dışı maliyetlerdeki artış’gösterildi. Ancak, petrol ve döviz kurunda değişiklik olmamasına karşın LPG’ye zam gelmesi soru işaretlerinin de gündeme gelmesine neden oldu. Zamla birlikte İstanbul’da 1 litre LPG’nin fiyatı, 2.81 TL’den, 3.11 TL’ye çıktı. Ankara’da ise 2.61 TL’den 2.91 kuruşa yükseldi.

Zam musluğu açıldı, fatura yine vatandaşa çıkıyor

Fakir sofrasının baş tacı ekmek 1.20 lira oluyor
Fırıncılar, un, maya, enerji maliyetindeki artışı gerekçe göstererek 250 gram ekmeğin fiyatını 1 liradan 1.20 liraya yükseltmeye hazırlanıyor

Simit fiyatının 1 liradan 1.40 liraya yükselmesinin ardından şimdi de ekmeğe zam gündemde. Fırıncılar, temel gıda maddelerinin başında gelen 250 gram ekmek fiyatını yüzde 20 artırarak 1 liradan 1.20 liraya yükseltmeye hazırlanıyor. Fırıncılar enerji, un ve maya maliyetlerindeki artışı gerekçe gösterdi.

Yıllık artış yüzde 41
Yapılması planlanan yeni artışla birlikte ekmek fiyatları bu yıl içinde ikinci kez zam görmüş olacak. Ekmek fiyatları şubat ayında 85 kuruştan 1 liraya çıkmıştı. Böylece ikinci zamla birlikte ekmek fiyatları 1 yıl içinde yüzde 41.17 oranında artmış olacak.
Ekmek İşverenleri Sendikası Başkan Vekili Çetin Keçeli, ekmek üretiminde kullanılan bir çuval unun bir yıl önce 43 TL olduğunu hatırlattı. Keçeli, “Gelinen süreçte bu gün itibarı ile bir çuval unun fiyatı 53 Tl’ye çıktı. Bunun yanında bir yıl önce 22 TL olan mayanın paketi 36 TL’ye yükseldi. Enerji fiyatlarında da artış var. Dolayısı ile ekmek üretiminde maliyetler arttı. Bundan dolayı zam kaçınılmaz hale geldi. Başka türlü çıkış yolu bulmak mümkün gözükmüyor. Maliyetleri karşılamak için ekmek fiyatlarının arttırılması gerekiyor” dedi.
Çetin Keçeli, 1.50 lira çavdar, yulaf gibi ekmeğin fiyatının değişmeyeceğini bildirdi.

LPG zamlandı mutfakta yangın çıktı
Otogaza (LPG) dünden geçerli olmak üzere litrede 29 ile 31 kuruş arasında zam yapıldı. Yüzde 11 oranındaki zam, LPG fiyatlarına şimdiye kadar yapılan en yüksek zam oldu. Fiyat artışının ardından otogazın litre fiyatı Ankara’da 3.13 ile 3.19 lira, İstanbul’da 3,12-3.14 lira, İzmir’de ise 3.10 ile 3.13 lira arasında satılmaya başlandı.
LPG’ye yapılan zam, tüp fiyatlarının da yükselmesine yol açtı. Daha öne 13.25 liradan satılan piknik tüpünün fiyatı 14.5 liraya, 69 lira olan ev tüpünün fiyatı da 75.5 liraya yükseldi.

Tüpgaz kaçağı hortlayacak
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, dünyada petrol fiyatları düşerken LPG’ye yapılan rekor zammın esnafı şaşırttığını söyledi. Palandöken, “Biz benzinde, motorinde indirim yapılmasını beklerken ticari araçların yoğunlukla kullandığı LPG’ye 30 kuruş zam gelmesi şaşırttı” dedi. Bilhassa doğalgaz olmayan evlerde kullanılan tüp fiyatındaki artışın vatandaşı canından bezdireceğini vurgulayan Palandöken, “Geçim sıkıntısı içinde olan vatandaşlarımız da kaçak tüp kullanmaya yönelerek resmen evinde bombayla yaşıyor” diye konuştu.

Türkiye 10 yılda Belçika kadar tarım arazisini terk etti!

TÜİK'in açıkladığı dış ticaret verilerini değerlendiren ZMO İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, tarım ürünleri dış ticaretindeki açığın 2010 yılından bu yana 9 milyar dolara ulaştığına dikkat çekerek, "tarımsal üretimini artırmayı hedefleyen bir ülkenin öncelikle tarım arazilerine sahip çıkması gerekmektedir. Ancak, son 10 yıllık dönemde ülkemizdeki tarım arazileri yaklaşık olarak 30 milyon dekar küçülmüştür. Bu alan Belçika'nın yüzölçümüne eşdeğer bir alandır" açıklamasında bulundu.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 29 Kasım'da açıkladığı dış ticaret verilerini değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, veriler, dış ticaretin ithalat odaklı istikrarını aynı şekilde devam ettirdiğini gösterdiğini açıkladı.

TARIM ÜRÜNLERİ DIŞ TİCARET DENGESİ İTHALAT LEHİNE DEĞİŞTİ
1990'lı yıllara kadar 1,5-2 milyar dolar fazla veren Türkiye'nin tarım ürünleri dış ticaret dengesinin, özelleştirmelerin ve neoliberal politikaların etkisinin iyice hissedildiği 1990'lı yıllar boyunca bozulduğunu kaydeden Atalık, söz konusu dengenin 2000'li yıllarla birlikte ithalat lehine değişim gösterdiğini belirtti. TÜİK'in Uluslararası Standart Sanayi Sınıflaması verilerine göre tarım ürünleri dış ticaretinde 2013 yılı Ocak-Eylül döneminde 1,87 milyar dolar olan açığın, Ocak-Ekim döneminde 1,89 milyar dolara yükseldiğini belirten Atalık, tarım ürünleri dış ticaretindeki açığın 2010 yılından günümüze 9 milyar dolara ulaştığına dikkat çekti.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgDJwrp51duRqq71Yu7TaJoHvYkLu9r7Pms0Qx83MsB2a0r2fKBpbGvyICSScgcKxs1YupOmDlqn-q-tDTXnetr3Yg2_Cvg0nnzkMWuckYNINqCI-LwKCWOopgvTHvvC43ecbV9A7t8x5M/s1600/dscf7124.jpg
TARIMA AYRILAN DESTEK AB'DE YÜZDE 55, TÜRKİYE'DE YÜZDE 2,5
Açıklamasında, tarımsal üretimini artırmayı hedefleyen bir ülkenin öncelikle tarım arazilerine sahip çıkması gerektiğinin altını çizen Atalık, buna karşın son 10 yıllık dönemde ülkemizdeki tarım arazilerinin yaklaşık olarak 30 milyon dekar küçüldüğünü belirterek bu alan Belçika'nın yüzölçümüne eşdeğer olduğunu kaydetti. Tarım alanlarının artık üretimde kullanılmıyor olmasının en önemli nedenlerinin, çiftçinin üretimden para kazanamaması ve bununla bağlantılı olarak da verilen tarımsal desteklerin yeterli olmaması olduğunu vurgulayan Atalık, AB'nin bütçesinin yüzde 45-55'lik bölümünü tarımsal desteklere ayırırken, ülkemizde bu oranın yüzde 2-2,5 civarında olduğunun altını çizdi.

ÇİFTÇİYE VERİLEN DESTEK MAZOT VERGİSİYLE GERİ ALINIYOR
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın, Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü tarafından 2007 yılında hazırlanmış olan "Tarımda Mazot Kullanımı" başlıklı rapora göre ülkemizde yaklaşık 1,5 milyar litre mazot tarım sektöründe kullanıldığına dikkat çeken Atalık, "Mazotun fiyatının yaklaşık yüzde 65'ini vergiler oluşturduğuna göre çiftçi tarımsal üretimde kullandığı mazot için 4,3 milyar TL vergi ödemektedir. Tarımsal üretime 2013 yılı için ayrılan toplam desteğin 9,4 milyar TL olması, desteklerin ne denli yetersiz olduğunu göstermeye yeterlidir. Çiftçi, aldığı desteğin neredeyse yarısını, tarımdaki girdilerden sadece biri olan mazota ödediği vergi ile geri iade etmektedir" ifadelerini kullandı.
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgmL7bcf4X6W3pHf7F7sOJ677rG742EmzebT2UY51-BxL7wyaB3ldmQD0gQ7nV1Jtm42RZ9eP7Ioj5LUyKbtTpFD-IuB31RmqDw0lq3l1h0KoSllhQGg4x0MF0RDicsSWs710dGOg-DS4M/s1600/thalat_kskacndaki_reticiler_yerel_tohumlara_dnme_abasnda.jpg
TARIM BAKANLIĞI ARTIK KOOPERATİFLEŞMEYİ DESTEKLEMİYOR
Çiftçinin güçlenebilmesi ve üretimde söz sahibi olabilmesinin en önemli yollarından biririnin kooperatif çatısı altında örgütlenmesi olduğunu vurgulayan Atalık, açıklamasında ayrıca şu görüşlere yer verdi: "Çiftçinin kazanabilmesi, tüketicinin gıdaya ucuza ulaşabilmesi için üreticinin kooperatifleşmesi zorunludur. Ancak, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın yeniden yapılandırılması kapsamında 2011 tarihli 639 sayılı KHK ile kooperatifleşmeyi teşvik etmek artık Bakanlığın görevleri arasından çıkarılmıştır.

ÇÖZÜM SUDAN'DAN ARAZİ KİRALAMAYA ÇALIŞMAK DEĞİL
Bu ve buna benzer nedenlerle tarıma yeterince önem ve destek verilmemesi, tarım alanlarının daralması, artan nüfusumuza karşın üretimin artırılamaması, giderek artan miktarlarda tarım ürünleri ithalatına yol açmakta, ülkemizin döviz stokları ithalat yaptığımız ülke halklarının refahına sunulmaktadır. Üretime değil ithalata dayalı politikalar nedeniyle çiftçi tarlasını boş bırakırken ziraat, su ürünleri, balıkçılık teknolojisi ve tütün teknolojisi mühendisleri arasındaki işsizlik giderek artmakta, gıda güvenliği ve gıda güvencesi sorunu büyümektedir. Sorunun çözümü Sudan'dan tarım arazisi kiralamaya çalışmak değildir!

TARIM ALANLARI ŞEHİRLEŞMEYE AÇILMAMALI
Ülkemizin gıda arzında sorunla karşılaşılmaması için tarım alanları şehirleşmeye açılmamalı, üzerleri boş bırakılmamalı tarımsal üretimde değerlendirilmeli, çiftçi gerçek anlamda desteklenmeli ve mühendis desteği satın alabilecek refaha ulaştırılmalı, kooperatifleşme teşvik edilmeli, tarımla ilgili kamu kurumları güçlendirilmelidir. Aksi taktirde, bugün yaşandığı gibi ülkemizde artan ithalattan kimse bahsetmezken, sadece artan ihracat ile övünülür durulur!"

Yusuf Yavuz

LPG’ye tarihin en büyük zammı

 Türkiye'de milyonlarca otomobilde yakıt olarak tercih edilen, sanayide ve evlerde kullanılan LPG'ye zam geldi.LPG'nin litre fiyatı yüzde 12 artışla 30 kuruş birden yükseldi.

LPG'ye gece yarısı 30 kuruş zam geldi

Zamla birlikte İstanbul’da 1 litre LPG’nin fiyatı 2,81 liradan 3,11 liraya, Ankara’da 2,61 liradan 2,91 liraya çıktı.

Son artış, LPG’ye bir seferde yapılan en yüksek zam olarak tarihe geçti.

Zamlı fiyat bugünden itibaren geçerli olacak.

Otogaz ürünlerinin perakende satış fiyatları, dağıtım şirketlerinin maliyetine ve rekabet şartlarına, illere ve söz konusu şirketlere göre litrede birkaç kuruş farklılık gösterebiliyor.
 LPG’ye son zam geçtiğimiz 29 Ağustos ayında yapılmıştı. Anılan dönemde LPG 5 kuruş zamlanmıştı.

TÜPGAZ’A DA ZAM

Otogazın yanı sıra evlerde kullanılan tüpgaza da zam geldi. Tüpgaz rafineri çıkış fiyatı 15,41 oranında arttı. Sektör temsilcileri, tüpgazda artışın müşterilere yansımasına ilişkin soru üzerine, “Dağıtım şirketleri, bu zam sonrasında fiyatlarını yeniden gözden geçirerek bayilerine bildirecek.” değerlendirmesini yaptı.

OTOMOBİLLERİN YÜZDE 41′İ OTOGAZ

Eylül ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 9 milyon otomobilin yüzde 41’i otogaz, yüzde 32 si benzinli, yüzde 26’sı dizel yakıt kullanıyor.

Akaryakıt fiyatları, otomobil kullananları daha ekonomik olduğu için otogaz kullanmaya yönlendirdi.

2004 yılında trafiğe kayıtlı otogaz kullanan 790 bin adet araç var iken, bu rakam 2013 yılında 4 milyona yaklaştı. Şimdilerde yılda 300 binin üzerinde araç benzinden otogaza geçiyor.

Başta alışveriş merkezleri olmak üzere, kapalı garajlara ve otoparklara alınmamasına rağmen otogazlı araç sayısındaki artış devam ediyor.

BÜYÜK TEPKİ

Twitter’da tarihi LPG zammına tepki yağdı:

- Sanırım LPG’nin içine de simit gibi susam katıyorlar, yoksa bir gecede %30 zam nereden çıksın! Araçlara depoda 10 TL ek maliyet…

- LPG litresine dün gece 30 krş zam yapıldı.Artık litresi 3,11 TL.Böylece LPG bir yılda yüzde 56 artış gösterdi. Yarasın

- Bu ülkede ne olacaksa 1 gecede oluyor zaten, BKZ: LPG’ye yapılan 30 kuruşluk zam, Biz uyurken TBMM’de geçen yasaları söylemiyorum bile…

- Siyasi partilerin devasa seçim harcamalarına bir kaynak gerek tabi, aksi halde petrol ve dövizde değişiklik yokken LPG’ye niye zam gelsin…

- LPG’nin litresi 30 kuruş yükselmişş… Zam degıl güncelleme !

- Hükümet gece yarısı operasyonuyla LPG’ye 30 kuruş zam yapmış.İnsaf bu kadarına da pes. Başka ülkeler fiyat düşürüken biz bindiriyoruz

Tavuk etine zam yolda!

Tavuğun KDV’si yüzde 1’den yüzde 8’e çıkarıldı

Bakanlar Kurulu’nun Resmi Gazete’de yayınlanan kararıyla 2011 yılında tavuk gibi kümes hayvanlarının KDV’si yüzde 1’e düşürülmüştü. Resmi Gazete’de dün çıkan kararla tekrar yüzde 8’e çıkarıldı.

Resmi Gazete’de dün yayımlanan kararla gümrük tarife cetvelinde yer alan 01.05 başlığının KDV’si değiştirildi. Bu başlıkta canlı kümes hayvanları yer alıyor. Yani horozlar ve tavuklar. Aslında tavuk ve horozların yer aldığı bu grubun KDV’si 2011 yılında yüzde 1’e düşürülmüştü. 2011 yılındaki kararda küçük ve büyükbaş hayvanların etleri ile kümes hayvanlarının KDV’si aynı zamanda yüzde 1’e düşürülmüştü. Ancak tavukların perakende satış fiyatındaki KDV yüzde 8 olarak uygulanmaya devam etmişti. Perakende satış fiyatının KDV’si değişmeyince tavukçuluk sektörü de iade açısından sıkıntıya girmişti. Maliye yetkilileri, 2011 yılındaki düzenlemenin de aslında tavukçuluk sektörü tarafından istenmediğini belirterek, yüzde 1’lik KDV’nin 8’e çıkarılması ile sektörün talebinin yerine getirildiğini belirttiler.

E-KİTAP VE E-GAZETE
Aynı Bakanlar Kurulu kararında e-gazete ve e-kitap ile ilgili de KDV oranı düşürüldü. E-kitap ve e-gazetenin KDV’sinin digital grupta yer alması nedeniyle yüzde 18 olarak uygulandığını anlatan yetkililer, değişiklikle e-gazetenin KDV’sinin yüzde 1’e, e-kitap için de KDV’nin yüzde 8’e düşürüldüğühü söylediler.

İşsizlik ve borç 'cinnet'e itiyor

20 milyon kredi kartı davalık. Her eve 1.5 icra dosyası düşüyor. İş bulamayan ve borcunu ödemeyenlerin üzerini bankalar da çizince bunalım çizmeyi aşıyor.

Başta hükümet olmak üzere hiç kimsenin borçlu vatandaşa yardımcı olmadığını söyleyen MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, “Adalet Bakanlığı kaynaklarına göre 20 milyon kredi kartı ve çek senet dosyası davalık. Dolayısıyla Türkiye’de 19 milyon 500 bin ailenin var olduğunu düşünürsek her eve bir buçuk icra dosyası düşüyor. Vatandaşlarımız çareyi intihar etmekte bulacak” dedi. Türkiye’de  icra dosyalarının kanayan bir yara olduğunu belirten MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, “ Çek kanununda düzenleme yapıldıktan sonra ödenmeyen çeklerin tutarı yüzde 100 arttı. Ödenmeyen çeklerin parasal karşılığı da 10 kart arttı. Baştan beri söylüyoruz gelin bir fon kuralım bu fona bankalarda ortak olsun.

Sürece harcandıHükümet İşsizlik Fonu başta olmak üzere çeşitli fonlardan aldığı paraları buralarda değerlendirmeli” diye konuştu.   Hükümetin fonlardan elde edilen gelirleri çözüm sürecine harcadığını ve vatandaşı düşünmediğini ifade eden Işık, şöyle konuştu:  “Çözüm sürecine harcayacağına buraya ödesinler, vatandaş buradan kredi alsın borcunu ödesin teklifi getirmiştik o zaman. Bunu da kabul etmediler. Vatandaş gidip de özel ya da kamu bankasından kredi de alamıyor çünkü üzeri çizilmiş. İşi de yok, borcunu da ödeyemezse ne yapacak? Şimdi intihar sayılarında artış bekleniyor. Çok ciddi sosyal sorunla karşı karşıyayız.”  Dershanelere olan borcu nedeniyle intihar edenleri gündeme taşıyan Başbakan’ın bu sosyal yarayı görmediğini de ileri süren Işık, “Başbakan dershane borcunu ödeyemediğim için çocuğum intihar etti deyince bunu gündeme taşıyorlar. Tamam, bu da gündeme alınsın ama diğerleri bu ülkenin vatandaşı değil mi?” dedi.

8 yılda 200 intihar
Neredeyse her gün duymaya alıştığımız intihar vakaları ciddi boyutlara ulaştı. Sebepleri arasında farklı sorunlar yatsa da intihar vakaları genellikle belli gruplar arasında görülüyor. İstatistiklere göre en çok banka borçluları, asker, polis, öğretmen ve diğer memurlar intihar ediyor. Kredi kartı borcu sebebiyle son 8 yılda 200 kişi canına kıydı. 10 yılda ise 934 asker, 325 polis ve 34 öğretmen intihar etti.  Türkiye’nin intihar olaylarında dünyadaki sıralaması ise 79. Uzmanlar, genel şiddetin artması, ekonomik sebepler ve mesleki sıkıntıların intiharı tetiklediğine dikkat çekiyor.

Çalıştıkça emekli aylığı düşer dememiş miydik?

 Ali TEZEL

1.1.2000 sonrası ve de özellikle 1.10.2008 gününden sonra asgari ücret veya asgari ücrete yakın ücretle adına prim ödenenler veya kendileri prim ödeyenlerin ilerde emekli olduklarında alacakları emekli aylığı her ay 3 lira düşer… Bu düşük 350 liraya kadar da devam edecek….

İyi günler sayın Ali bey, ben 1987-1996 yılları arası İstanbul Büyükşehir Belediyesi daimi işçi kadrosunda çalıştım geri kalan çalışma süremi özel sektörde ve belediye dışındaki primlerim asgari ücret üzerinden yatırıldı. 6433 gün üzerinden 650.10 lira maaş bağlandı bu bağlanan maaş'ta bir eksiklik var mı? Rıza Atila

Sosyal Güvenlik Reformu yapılırken bize dendi ki; “Genç yaşta 38 veya 43 yaşında emekli oluyorsunuz bu sebeple de emekli aylıklarınızı düşük oluyor, emeklilik yaşını 65’e çıkardık” bu sözden sonra herkes zannetti ki, 65 yaşında emekli olunca çok emekli aylığı olacak. Maalesef sonraki cümleyi söylemediler, 65 yaşında emekli olacak çocuklarımız ve gençlerimiz bugünü rakamlarla 350 lira emekli aylığı alacaklar.

***Aylık Bağlama Oranları düşürüldü
Gerek 1999 ve gerekse de 2008 reformları !!! ile emekli aylığının en büyük kriterlerinden birisi olan kısa adı ABO olan aylık bağlama oranları çok düşürüldü. Mesela sizin hesaplarınızda, 2000 önce ABO’nu yüzde 65, 2000 ile 2008 arası ABO’nuz yüzde 49 ve 2008 sonrası ABO’nuzda  yüzde 35,74. ABO’nuz çok düşürüldüğü için de ne kadar çok prim öderseniz o kadar az emekli aylığınız olmuş.

***REFORMU ALKIŞLADINIZ MI?
Ne duyduğunu anlamayan insan olur mu? Siyasinin birisi halkın karşısında geçiyor ve “2008 yılında yaptığımız reform ile sosyal güvenlik açıklarını azalttık” diyor karşısındaki kalabalık alkışlıyor. Aslında siyasi diyor ki, bundan sonra emekli aylıklarınız az olacak, sağlığı cebinizden ödeyeceksiniz, emekliliği de 65 yaşında mezarda görürsünüz. Şöyle bir düşünün, basitçe SGK işverenden prim alır ve emeklilere aylık öder, SGK’nın açığı varsa ya işverenden daha fazla prim alırsınız ya da emekliye daha az para verirsiniz. Üstelik 2008 yılı reformuyla işverenden alınan primleri yüzde 25 azaltıp, açığı daha da artırdılar. Buna karşın emekli aylıklarının hesaplanma formülü değiştirdiler. Artık ne kadar çok prim gününüz olursa o kadar az emekli aylığınız oluyor.

***HER PRİM ÖDENEN AY İLERDE ALACAĞINIZ EMEKLİ AYLIĞI DÜŞÜYOR
Ülkemizde çalışanların yüzde 90’ı asgari ücret veya ona yakın ücretlerden prim ödemekte veya işverenleri ödemektedir. Bu sebeple de 2008 yılında yapılan reform ile her asgari ücret veya ona yakın ücretle adına prim ödenen (veya isteğe bağlı ödeyen) kişinin ilerde alacağı emekli aylığı düşüyor. Bu düşüş 2012 yılı için her prim ödenen ayda 2 lira idi, 2013 yılının büyüme oranın çok düşük gelmesi sebebiyle 2013 yılında aylık düşüş 3 liraya çıktı.

***REFORM OLMASAYDI EN DÜŞÜK SSK EMEKLİ AYLIĞI 1240 LİRA OLACAKTI
1.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun olmasaydı, bugün en düşük SSK emekli aylığı 1240 lira en düşük Bağ-Kur emekli aylığı da 1080 lira olacaktı. Bu ay itibariyle en düşük SSK emekli aylığı 640 liradır. Yani, emeklilik dilekçesini 2013 mayıs ayında veren bir işçi, 2000 ile 2013 arasında adına asgari ücretten prim ödenmişse alacağı emekli aylığı 640 liradır. Aynı kişi bir ay daha çalışsaydı alacağı emekli aylığı da 3 lira daha düşecekti.

***Çalıştıkça emekli aylıkları düşer ama engellemeye yolu da var
Sizler prim ödedikçe, çalıştıkça emekli aylıkları düşmektedir. Düşüşü engellemenin yolu da var. Bu da günlük kazanç rakamının tavan rakam olan 200 liraya çıkarılmasıdır. Mesela işvereniniz sizi SGK’ya ayda 1600 lira kazanıyor ve ayda 30 gün çalışıyor diye bildiriyorsa bu durumda ilerde alacağınız aylık her ay 1,5 veya 2 lira gibi düşüyor. Buna karşın yine aylık 1600 lira kazanç ile ayda 8 gün çalışıyor diye bildirirse bu kere de her ay 5 lira gibi artar. İşverenin ödeyeceği prim değişmez. Son bir püf noktası daha vereyim, 30 günden eksik çalışmayı muhasebeci veya personel memuru kod 7 (puantajlı çalışma) ile bildirirseniz, ayrıca cebinizden genel sağlık sigortası primi de çıkmaz.

Yeşil Kart’ın yerine kurulan Genel Sağlık Sigortası çöktü/SGK iflas etti!

Yeşil Kart’ın yerine kurulan Genel Sağlık Sigortası çöktü
Yeşil Kart yerine kurulan Genel Sağlık Sigortası (GSS) sisteminde evdeki hesap çarşıya uymadı. Prim tahsilatı yüzde 3,5’te kaldı, sistem iflas etti. SGK, 8 milyar liralık prim alacağının ancak 300 milyon lirasını tahsil edebildi. Prim borcu için hükümet af hazırlığında, afla birlikte GSS’nin maliyeti Yeşil Kart’ı da geçecek.
8 milyar liralık prim alacağı biriken Genel Sağlık Sigortası bu rakamın sadece 300 milyon lirasını tahsil edebildi. Sosyal güvencesi olmayan 12,5 milyon kişinin gelirine göre prim ödeyerek sağlık hizmeti alması amaçlayanıyordu.

Zaman gazetesinden İsa Yazar’ın haberine göre gelir testine giren 12 milyon kişiden 8 milyonunun geliri asgari ücretin üçte birinden az olduğu için primini devlet ödüyor. Geri kalan 4,5 milyon kişi ise prim ödeyerek hizmet alacaktı. Ancak bu kişilerin bir bölümü teste hiç girmezken girenlerden de tahsilat yapılamıyor.

Yeşil Kart yerine kurulan Genel Sağlık Sigortası (GSS) sistemi işlemiyor. Geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olanlardan alınması planlanan sağlık primi tahsilatı yapılamıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) verilerine göre GSS kapsamında yaklaşık 8 milyar liralık sağlık primi alacağı birikti. Bugüne kadar tahsil edilen sağlık primi miktarı ise 300 milyon lirada kaldı. Buna göre tahsilat yüzde 3,5’lar seviyesinde. Uzmanlar, gelir testi yöntemiyle vatandaşa çıkarılan sağlık primi borcunun tahsil edilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu belirtiyor.

GSS kapsamında borcu olan 4 milyon kişi için çare arayan hükümet, önümüzdeki günlerde Meclis’e gelecek olan torba yasa ile sağlık prim borçlarını yeniden yapılandıracak. Bu kapsamda borçların bir kısmı tamamen silinecek. Büyük bölümünde ise faizler silinerek anapara taksitlere bölünecek. Ancak uzmanlar, affın da çare olmayacağı görüşünde. Bu arada afla birlikte oluşan maliyet ise Yeşil Kart sisteminin getirdiği yükü aşıyor.

Yeşil Kart sisteminin yerine ikame edilen gelir testi sistemine göre sosyal güvenlik kapsamında olmayan kişiler, gelirine göre GSS primi ödeyerek sağlık hizmeti alıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verilerine göre 75 milyon 627 bin kişilik Türkiye nüfusundan 63 milyon 110 bini sosyal güvenlik kapsamında. Sosyal güvenlik kapsamında olmayan 12,5 milyon kişinin ise gelirine göre prim ödeyerek sağlık hizmeti alması amaçlanıyordu. SGK verilerine göre 11 milyon 979 bin kişi gelir testine girdi. Teste girenlerden yaklaşık 8 milyon kişinin geliri asgari ücretin üçte birinden az olduğu için bu kişilerin primini devlet ödüyor. Geriye kalan yaklaşık 4,5 milyon kişi ise sağlık primi ödeyerek hizmet alacaktı. Ancak gelinen noktada bu kişilerin bir bölümü gelir testine hiç girmedi. Gelir testine girenlerden de prim tahsilatı yapılamıyor.

GSS’ye göre üniversiteye gidiyorsa 25 yaşını, liseye gidiyorsa 20 yaşını, okula gitmiyorsa 18 yaşını geçen kişiler, sosyal güvenlik kapsamında değilse gelir testine girmek zorunda. Gelir testi sonucu GSS primleri, kişilerin gelirine göre kademeli olarak belirleniyor. Kişilerin geliri, valilik ve kaymakamlıklardaki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından yapılan testlerle belirleniyor. Bu testlere göre aile içinde kişi başına geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların, yani 340 TL’den az gelir elde edenlerin primini devlet ödüyor. Gelir testine giren yaklaşık 12 milyon kişiden 8 milyonu bu kapsamda yer aldı. 4,5 milyon kişiye ise gelirine göre sağlık primi borcu çıkarıldı. 2012 yılının Ocak ayında uygulamaya konulan GSS ile birlikte sağlık primi alacağı 8 milyar lirayı aştı.

Borçları ödenmediği için de 4,5 milyon kişi sağlık hizmeti alamıyor. Hükümet bu soruna çare bulmak için af hazırlığında. Buna göre GSS prim borcu olanlara yeni bir fırsat tanıyacak. Daha önce gelir testine girmediği için adına en yüksek miktardan prim borcu çıkarılanlar, kendilerine verilecek 3-4 ay içinde yeniden gelir testine girebilecek. Böylece bu kişiler eğer gelir 340 TL’nin altında ise borçları silinecek. Eğer gelirleri 340 TL’nin üzerindeyse bu kez gelirlerine göre prim ödeyecekler. Böylece en yüksek limitten çıkarılan prim borcundan kurtulacaklar.

Gelir testine girdiği halde borcunu ödemeyen kişilerin ise faiz borcu silinecek. Borçlulara anaparaya taksitlerle ödeme imkânı getirilecek. Böylece devletin 8 milyar liralık alacağının önemli bir bölümü silinecek. Öte yandan GSS’de özellikle öğrencilere yönelik sorun yaşanıyor. Pek çok öğrenciye prim borcu çıkarılıyor. Üniversite öğrencileri, kuruma öğrenci belgesi vererek bu borçtan kurtulabiliyor.

Kredi kartı bombası

Borç batağındaki T.B. Başbakanlık önünde “canlı bomba” heyecanı yarattı. Polisler havaya ateş açtı, zanlıyı yakaladı

Başbakanlık binası önünde bomba görüntüsü verdiği düzenekle eylem yapan hamur sanatçısı T. B., Ankara’yı alarma geçirdi. Zanlının, herhangi bir suç kaydının bulunmadığı, eylemi maddi sıkıntı yüzünden gerçekleştirdiğini ifade ettiği öğrenildi. Hamurdan biblolar yaparak geçimini sağladığı ortaya çıkan T.B., dün sabah saatlerine “Başbakanlık’ta bombalı eylem yapacağım” diyerek kendisini ihbar etti. Bunun üzerine polis Ankara’daki bütün birimleri ve Başbakanlık yetkililerini uyardı. Başbakanlık önünde geniş güvenlik önlemleri alındı. Şüphelinin Vekaletler Caddesi’ne giriş yaptığı sırada korumalar alarma geçti. Güvenlik güçleri, üzerinde kablo sarılı düzeneği görünce zanlıya “dur” ihtarında bulundu ve havaya uyarı ateşi açtı. Güvenlik güçleri bu sırada yere yatan zanlıyı üzerine kapanarak etkisiz hale getirip gözaltına aldı. Şahsın kredi kartı borcu yüzünden bunalıma girdiği ve Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşmek için üzerine kablolar yerleştirdiği hamura bomba süsü verdiği iddia edildi.
 
Uyarı ateşi açıldı
Kahramanmaraş doğumlu 52 yaşındaki T. B.’nin, uzun yıllardır Ankara’da yaşadığı öğrenildi. Başbakanlık binası önünde hareketli saatlerin yaşanmasına neden olan T. B., daha önce bir televizyon kanalında katıldığı programda geçim zorluğu çektiğini belirterek Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yardım istemişti. Zanlı, programda “Babamın tuğla atölyesi vardı, çamurların içinde büyüdüm diyebilirim. Benim esas mesleğim kaynakçılık ama 1994 yılında geçirdiğim bir tren kazası nedeniyle bir ayağımı kullanamaz hale geldim. Kaynakçılık yapamayınca boş oturmamak için hamur işine başladım” demişti.

Bankalar kredileri borçla finanse etti

BDDK raporuna göre; bankaların verdiği krediler 1 trilyon liraya ulaşırken, bunun verilebilmesi için de yurt dışından alınan borç yüzde 18 artarak 132 milyar dolara çıktı

Bankacılık sektörü iç piyasada verdiği kredileri yurtdışından aldığı borçla finanse etti. BDDK, bankacılık sektörünün toplam kredilerinin 2012 yıl sonuna göre 195,7 milyar lira, yani yüzde 27 artarak Eylül 2013 itibarıyla 990,4 milyar lira seviyesine ulaştığını ve 1 trilyon liraya yaklaştığını bildirdi. BDDK, “Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü Raporu” nu yayımladı. Sektörün yurtdışı bankalardan temin ettiği borçların toplamı, yıl sonuna göre yüzde 18,3 oranında (20,4 milyar dolar) artış göstererek Eylül 2013 itibarıyla 132,2 milyar dolara yükseldi.

Kârı 19.8 milyar TL
Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü, Eylül ayı itibarıyla geçen yıl sonuna göre yüzde 20,3 artarak 1 trilyon 649 milyar liraya ulaşırken, dönem net kârı da geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 16,2 artış göstererek 19 milyar 851 milyon liraya çıktı. Buna göre, sektörün aktif büyüklüğü geçen yıl sonuna göre yüzde 20,3 arttı ve eylül ayı itibarıyla 1 trilyon 649 milyar liraya yükseldi. En büyük plasman kalemi olan krediler, 990,4 milyar lira ile yüzde 60,1’ini oluşturdu. Önceki raporlama döneminde 49 olan banka sayısı, Eylül ayında Bank Of Tokyo Mitsubishi UFJ Turkey AŞ’nin faaliyet izni almasıyla birlikte 50’ye yükseldi. Eylül ayı itibarı ile bankacılık sektörü 11 bin 767 şube ve 212 bin 554 personel ile faaliyetini sürdürüyor.

Faizler yükseldi
Risk iştahının azaldığı ve gerek yurt dışı gerekse yurt içi piyasalarda faiz yükselişinin belirleyici olduğu 2013 yılı ikinci ve üçüncü çeyreklerinde piyasa faiz oranlarındaki artışa bağlı olarak başta kredi faizleri olmak üzere mevduat ve fonlama maliyetlerinin yükseldiği belirtilen raporda, bununla birlikte son dönem gelişmelerin sektörün aktif yapısında olumsuz bir etki yaratmadığının altı çizildi. Raporda, yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,2, ikinci çeyrekte ise yüzde 7 büyüyen bankacılık sektörünün büyüme hızının üçüncü çeyrekte de % 7,9 ile devam ettiğine dikkat çekildi.

SENDİKALAR UYUMAYIN KIDEM TAZMİNATI KALDIRILIYOR !!!

 Dilek ETE
Türkiye ‘de hepimiz çocukluğumuzdan beri korkak yetiştirildik. Öğrenci olduğumuz dönemlerde ailelerimiz o derneğe üye olma aman siyasi partilerde yer alma önce okulunu bitir söylemleri sayesinde bugünlere kadar geldik. Şu anda geldiğimiz noktanın  ana sebebi örgütlü olamamamızdır. Bizim seçimle meclise getirdiğimiz vekillerimiz bizim de onayımızı almadan yıllardır süre gelen haklarımızı elimizden alıyorlar.
Bugün Türkiye ‘de hükümetin karşısında hak aramak için tepkisini ortaya koyabilecek örgütlü olarak hareket edebilen  tek grup Sendikalardır. Hükümet malumunuz üzere işveren temsilcisidir. Eğer böyle olmasaydı ülkemizde vergilerin büyük bir kısmını çalışanlar emekçiler  vermesine rağmen  teşviklerden işverenler faydalanmazdı. Emekliler , çalışanlar ülkemizin gelirinden daha fazla pay alırdı. Sözü uzatmak değil niyetim yaklaşık beş yıldır gündeme gelen sonra tepkiler alınca tekrar gündemden kaldırılan Kıdem Tazminatına değinmek istiyorum.
Nedense 1936 yılından beri işçinin çalışanın hakkı olan kıdem tazminatı şu anda işvereni ve hükümeti sıkıntıya sokuyormuş. Nasıl sıkıntıya girdiklerini anlamakta doğrusu zorluk çekiyorum.Bugüne kadar hiçbir hükümet sıkıntıya girmedi bugünkü iktidar giriyor. Amaç  sayelerinde ülkemizde satacak kurum kalmadı seçim öncesi paraya ihtiyaçları var en kolay hazırda duran para nerde Kıdem Tazminatında ve sahipsiz. Neden sahipsiz? Çünkü örgütlü olarak gördüğümüz Sendikaların başındakilerde İşveren veya Hükümet temsilcisi sözüm ona anlaşmıyorlar. Hiç kimseyi kandırmasınlar. Şu anki Sendikalar kapı aralığından hükümete işverenlere göz kırpıp arkalarındaki işçileri satıyorlar.
Yoksa daha ilk Kıdem tazminatı fona devir olacak ve kıdem tazminatı her yıl için bir ay hesaplanırken bu yarıya düşürülecek diye  telaffuz edilirken ayaklanırlardı. Ama hiçbir Sendika Başkanı koltuğunu kaybetmek istemiyor. Kıdem Tazminatı günlerdir gündemimizde bulunuyor.
Kıdem Tazminatını hak edebilmenin bazı koşulları var.Bugün için 1475 sayılı ve 4857 sayılı kanun gereğince çalışanlar ;
*Çalışan ölürse yakınları,
*İşveren tarafından haksız yere işten çıkarılırsa,
*Askere gitmek için işten ayrılırsa
*Kadın çalışan evlendikten sonra bir yıl içinde işi bırakırsa,
*Çalışan haklı bir sebeple işi bırakırsa,
*15 yıl 3600 günü dolan kişi emeklilik yaşını evde beklemek isterse,
*Emekli olmak için işi bırakırsa  ,
işveren kıdem tazminatını ödemek zorundadır.
Eğer Kıdem tazminatı konuşulduğu ve komisyonda görüşüldüğü gibi Fona devir olursa  ;
*Emeklilik halinde,
*En az 10 yıl fonda kıdem tazminatı birikirse biriken tutarın yarısı isteği halinde çalışana,
*Çalışanın ölümü halinde ,yakınlarına  kıdem tazminatındaki  toplu parası ödenecektir.
Ayrıca diğer önemli bir konuda şu anda her çalıştığımız hizmet yılı için 30 günlük ücret ödenirken bunun yarıya düşürülmesidir. Ayrıca kıdem tazminatı için ödenecek parada her türlü maddi menfaatler hesaplanarak  brüt gelire eklenmektedir. Kıdem tazminatı fona devir olursa sadece  çalışanın brüt ücreti üzerinden Kıdem Tazminatı Fonuna para ödeneceğinden çalışanların kıdem tazminatına esas ücretleri de düşecektir.
Kıdem Tazminatı fonu içinde 3 farklı tercih hazırladıklarını söylüyorlar.Açıkçası tercihlerin ne olduğunu bile duymak istemiyorum.
Bakın Ticaret Odası Başkanlarından biri bugün bir açıklama yaptı. Açıklamasında ‘’ KIDEM TAZMİNATININ  KAYITDIŞINI ARTTIRDIĞINI, BİRTAKIM HAK KAYIPLARINA YOL AÇTIĞINI ,İŞ BARIŞINI ZORA SOKTUĞUNU ,ÖZEL SEKTÖRÜN REKABET GÜCÜNÜ AZALTTIĞINI , KIDEM TAZMİNATININ ÇALIŞAN KESİM İÇİN GELİR VE İŞ GÜVENCESİ OLDUĞUNU ANCAK FİRMALARIN ÖDEME SIKINTISI YAŞAMASI YÜZÜNDEN YARGIDA AÇILMIŞ 326.537 DAVANIN OLDUĞUNU  SÖYLEDİ.
İşte ben tam bu noktada  aklımı kaybediyorum. Türkiye ‘de şu anda bile çalışan işvereninden hakkı olan kıdem tazminatını dava ile almak için uğraşırken yarın öbür gün fonda bulunan parasını almak için devlete mi dava açacak? Kaldı ki 10 yıl fondaki paranı alamayacaksın diyor.10 yılda bu hükümet bu parayı yerse biz çalışanlarda tıpkı Konut Edindirme de olduğu gibi taksit taksit parayı öderse ne yapacağız? Sonra nedir bu işverenin bu  çaresizliği ? Maaş ödeyemiyor.10 çalışanın 6 sı asgari ücretle çalışıyor. Kıdem Tazminatı ödeyemiyor. Yarın öbür gün vergi de ödemez. Kıdem Tazminatı Fonu ile açıkları kapattık der çıkarlar.Bakana milletvekillerine sorsan son on yılda zenginleştik.
Bakın hak verilmez alınır.Türkiye ‘ de çalışanların hakları gasp ediliyor.1936 yılından beri var olan Kıdem Tazminatı kaldırılıyor.10 milyon çalışan ve onların ailelerinin hakları çalınıyor. Sendika Başkanları koltuklarınızdan lütfen artık kalkın. Siz de biliyorsunuz ki isterseniz KIDEM TAZMİNATI FONU tasarısını tarihe gömersiniz. Ayağa kalkın ve örgütlü olmanın verdiği gücü tüm dünyaya gösterin. Ancak böyle olursa Sarı Sendikacılık yapmadığınıza inanacağız.
Sakın işverenlerde bugüne kadar çalışanların kıdem tazminatı tutarını fona nasıl yatıracağız diye düşünmesin. Ben naçizane büyük firmaların bundan sonra kıdem tazminatı primi yatıracaklarını ama öncesi için hükümetin işverenleri zorlamayacağını düşünüyorum.Küçük ölçekli firmalar öder büyük ölçekler önce vadeye yayılır sonra da af çıkar ve silinir.

Kredi batağı büyüyor

BİREYSEL kredi ve kredi kartı borçlarında durum her yıl daha da kötüleşiyor. Tüketici kredileri 25 Ekim-1 Kasım tarihleri arasında 595 milyon TL artışla 239 milyar 333 milyon TL düzeyine yükseldi.Bankacılık sektörünün 25 Ekim-1 Kasım haftasında takipteki kredi alacakları ise 578 milyon TL artışla 28 milyar 133 milyon TL'ye yükseldi.

Merkez Bankası'nın Haftalık Para ve Banka Bülteni'ne göre 25 Ekim-1 Kasım tarihleri arasında toplam tüketici kredileri 595 milyon TL artışla 238 milyar 738 milyon TL'den 239 milyar 333 milyon TL'ye yükseldi. ANKA'nın haberine göre bu kredilerin 228 milyar 240 milyon TL'si mevduat bankaları, 1 milyar 489 milyon TL'si kalkınma ve yatırım bankaları, 9 milyar 604 milyon TL'si ise katılım bankaları tarafından kullandırıldı.

Tüketici kredileri, 1 Kasım itibarıyla 28 Aralık 2012'ye göre yüzde 23.5 oranında, 45 milyar 481 milyon TL tutarında artış gösterdi.

KONUT KREDİLERİ 106.7 MİLYAR TL'YE YÜKSELDİ
1 Kasım itibarıyla mevduat, katılım, kalkınma ve yatırım bankalarının 239 milyar 333 milyon TL düzeyinde gerçekleşen tüketici kredilerinin, 106 milyar 735 milyon TL'sini konut kredileri oluşturdu. Konut kredileri bir önceki haftaya göre 194 milyon TL artış gösterdi. 25 Ekim-1 Kasım haftasında taşıt kredileri 369 milyon TL azalışla 8 milyar 304 milyon TL'ye gerilerken, diğer krediler 401 milyon TL artışla 124 milyar 293 milyon TL düzeyinde gerçekleşti.

BANKACILIK SEKTÖRÜ KREDİ HACMİ 961.6 MİLYAR TL
Öte yandan Merkez Bankası Haftalık Para ve Banka İstatistiklerine göre 25 Ekim-1 Kasım haftasında mali olmayan kesime verilen krediler 5 milyar 976 milyon TL artışla 943 milyar 756 milyon TL'ye yükselirken, mali kesime verilen krediler 623 milyon TL azalışla 17 milyar 837 milyon TL düzeyine geriledi. Mali olmayan kesime yönelik kredilerin 842 milyar 764 milyon TL'si mevduat bankaları, 40 milyar 966 milyon TL'si kalkınma ve yatırım bankaları, 60 milyar 6 milyon TL'si katılım bankaları tarafından verildi.

Mali kesime verilen kredilerin 11 milyar 203 milyon TL'si mevduat bankaları, 6 milyar 604 milyon TL'si kalkınma ve yatırım bankaları, 30 milyon TL'si katılım bankaları tarafından kullandırıldı.

KREDİ HACMİ YIL SONUNA GÖRE 201.8 MİLYAR TL ARTTI
1 Kasım itibarıyla bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 25 Ekim'e göre 5 milyar 353 milyon TL artışla 961 milyar 593 milyon TL'ye yükseldi. Bankacılık sektörünün kredi hacmi 2012 yılı sonuna göre ise yüzde 26.6 oranında, 201 milyar 831 milyon TL tutarında artış gösterdi.

TAKİPTEKİ KREDİ ALACAKLARI 28.1 MİLYAR TL
Bankacılık sektörünün 25 Ekim-1 Kasım haftasında takipteki kredi alacakları 578 milyon TL artışla 28 milyar 133 milyon TL'ye yükseldi. Bu dönemde bankaların takipteki krediler karşılığında ayırdığı özel karşılıklar ise288 milyon TL artışla 21 milyar 216 milyon TL oldu.

YURTİÇİ KREDİLER 955.7 MİLYAR TL
1 Kasım itibarıyla 961 milyar 573 milyon TL düzeyinde gerçekleşen Merkez Bankası hariç bankacılık sektörü kredilerinin 955 milyar 710 milyon TL'si yurtiçi, 5 milyar 863 milyon TL'si yurtdışı kredilerden oluştu.

Bankacılık sektörü menkul değerleri 1 Kasım itibarıyla 25 Ekim'e göre 1 milyar 727 milyon TL artışla 238 milyar 854 milyon TL olurken, toplam mevduatlar ve fonların büyüklüğü bir önceki haftaya göre 1 milyar 599 milyon TL artışla 873 milyar 408 milyon TL düzeyinde gerçekleşti.

Markette büyük vurgun

Fabrikadan markete zam yolculuğunun arkasında ‘hizmet bedeli’ çıktı.

Peynir, sucuk veya çikolata gibi birçok gıda ürün fiyatlarının market raflarına girdikten sonra  neden ikiye katlandığı ortaya çıktı.

Ürünün fabrikadan çıkış fiyatı ile market fiyatı arasındaki uçurum, marketlerin aldığı hizmet bedellerinin çokluğundan kaynaklanıyor.

Star gazetesinden Kaan Zenginli’nin haberine göre bankalar çeşitli masraf ve komisyon adı altında tüketiciden 60’ı aşkın ücret alırken, marketlerin üreticiden aldığı masraf ve komisyonların sayısı 100’ü buldu. Marketlerin aldığı ücretler arasında raf parasının yanında aktivite parası, yıkama ücreti, kasa önü parası, çalıntı bedeli gibi birbirinden ilginç komisyonlar da var. Hatta bazı marketler çıkardığı tanıtım dergisi ve mağazada yaptığı restorasyonun parasını bile üretici şirketlerden çıkarıyor.

Tüketiciye zam olarak yansıyor

Böyle olunca da maliyeti artan üretici, bunu tüketiciye yansıtıyor. Bir sucuk üreticisinin verdiği bilgiye göre bir markanın market rafına girebilmesi için 100 bin lira ‘giriş ücretini’ gözden çıkarması gerekiyor. Ayrıca her ay markanın büyüklüğüne göre 30 bin liraya ulaşan hizmet bedelleri ödemek zorunda. “Bankalar bile 60 kalemden ücret alıyor” diyen bir başka üretici ise küçük çapta markaların marketlere giremediğini belirterek “Eskiden bilinen bir raf parası vardı. Şimdi yeni şube açılışıydı, lojistik pirimiydi, kasa yıkama bedeliydi, birçok masrafı bize yıkıyorlar. Bu da ürünlerin fiyatının artmasına neden oluyor” diyor.

‘Mal verip borçlu çıktım’

Çikolata sektöründe üretim yapan bir markanın genel müdürü ise şöyle anlatıyor: “Markete 100 bin TL vererek giriyorsunuz, aylık belli bir ücret ödüyorsunuz. Bir süre sonra iyi satmıyor diyerek aktivite bedeli istiyorlar. Sonra farklı masraflar çıkarıyorlar. Zamanla mal verdiğiniz halde borçlu çıkıyorsunuz. Anlaşma maddesinde olduğu için hak da arayamıyorsunuz. Borç birikince marketteki ürünleri de bırakıp üzerine para veriyorsunuz ancak yine de borcunuz kapanmıyor.”

Yıl dönümü partisi için para istiyorlar

-Ürün listeleme bedeli:  Markette yer alabilmek için giriş ücreti.

-Yeni ürün açılış bedeli: Her yeni ürün için alınan ücret.

-Yeni şube açılış bedeli: Şube açılışında ürün başına alınan ücret

-Mağaza yenileme bedeli: Marketteki tadilat için alınan ücret.

-Teşhir bedeli: Ürünlerin sepette  sergilenmesi için alınan ücret.

-Kasa önü bedeli: Kasa önüne konulan ürün için alınan ücret.

-Lojistik primi: Ürünlerin şubelere dağıtılması için alınıyor.

-Çalıntı bedeli: Her çalınan ürün için talep edilen ücret.

-Dergi bedeli: Tanıtım kataloğunun basılması için alınıyor.

-Ciro primi: Her ay iskonto alınır

-Aktivite primi: Markette yapılan her aktivite için alınıyor.

-Büyüme primi: Market yaptığı büyüme kadar pirim alıyor.

-b2b primi: Müşteriyle paylaşılan bilgi maliyeti için alınıyor.

-Enerji primi: Dolaplarda kullanılan enerji maliyeti için alınıyor.

-Yıldönümü primi: Kuruluş yıl dönümünde aktivite için alınıyor.

-Hamaliye bedeli:  Ürünlerin taşınması için alınan ücret.

-Kategori destek primi: Her bölümün kâr oranında alınıyor.

-Crm primi: Müşteri ilişkileri için üreticiden istenilen ücret.

-İadesizlik primi: İade vermeme karşılığında istenilen ücret.

-Kasa yıkama parası: Özellikle gıda üreticilerinden alınıyor.

-Önlük parası: Çalışan önlükleri için alınan ücret.

Bazı büyük markalar küçükleri engelliyor

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Başkanı Nurettin Özgenç, üreticilerden alınan bedellerin arttığına dikkat çekerek “Bunlar bankalara geçmiş durumda. ‘hizmet bedeli’ adı altında konser parası bile isteniyor. Bazı büyük üreticiler kendilerinden küçük olan rakiplerinin raflarda yer almasını istemediklerinden dolayı çeşitli engellemeler yapıyor” diye konuştu.

Vekillerin maaşı 20 bin lirayı geçti

Cumhurbaşkanı’nın maaşına 2 bin 700 lira zam geldi ve 26 bin 600 lira oldu Halen Meclis’te olan emekli vekillerin eline de ayda 20 bin 500 lira geçecek

MECLİS Plan Bütçe Komisyonu’nda Cumhurbaşkanı bütçesi onaylandı. Buna göre; Cumhurbaşkanı emekli milletvekili maaşlarına yüzde 7.2 zam yapıldı. Abdullah Gül’ün maaşı 37 bin 250 liradan 39 bin 950 liraya çıktı. Vergi düşüldükten sonra Gül’ün maaşı 26 bin 600 lira olacak. Şu an 6 bin 973 lira olan emekli milletvekili aylıkları da ocak ayından itibaren 7 bin 479 liraya çıkacak. Milletvekillerinin normal maaşları 13 bin lira düzeyinde… Halen Meclis’te olan emekli milletvekillerinin eline ocak ayından itibaren 20 bin 500 lira geçecek. Emekli Cumhurbaşkanları Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel ve Kenan Evren’in emekli aylıkları 15 bin 980 lira, eski Başbakanlar Bülend Ulusu, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Yıldırım Akbulut ile eski Meclis başkanlarının emekli aylığı ise 11 bin 985 lira oldu.

SGK ve BAĞKUR Borçlarına Haciz

SGK, alacaklarının tahsili için ''E-haciz'' yöntemine geçiyor. Borcu bulunan, memur-işçi-işveren ve emeklilerin banka hesaplarına e-haciz konulacak.

Sosyal Güvenlik Kurumu, alacaklarının takip ve tahsili için ''E-haciz'' yapacak. Bu konuda Bakanlar Kurulu tarafından benimsenen ''2014 yılı programının uygulanması, koordinasyonu ve izlenmesi'' planına madde konuldu ve gelecek yıl hayata geçirilmesi benimsendi.

Buna göre, SGK, Bankalar Birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliği ile yaptığı protokoller çerçevesinde kuruma borcu bulunan memur, işçi, işveren, emekliler ve serbest çalışanların banka mevduat hesabına, elektronik ortamda haciz koyacak. Bu konuda 2014'de bilgi işlem altyapısı oluşturulacak.

Yeni yılda sosyal güvenlik sistemine ilişkin yeni düzenlemelere gidilecek. Halen yüzde 82'ye ulaşan sosyal sigorta kapsamındaki nüfusun arttırılması için kayıt dışı istihdamla mücadele edilecek. Bu amaçla, bilgi teknolojilerinden yararlanılacak.

KALİFİYE MESLEKLERE GÖZALTI
 Sosyal sigorta sisteminin gelirleri, giderleri halen karşılayamıyor ve sistem açık vermeye de devam ediyor. Bu amaçla, SGK denetim mekanizmaları güçlendirilerek sosyal sigorta sistemi gelirlerindeki kayıp ve kaçaklar azaltılacak. Denetim yaygınlaştırılacak, ücreti eksik bildirilen doktor, kuyumcu ve avukat gibi kalifiye mesleklerdeki kişiler tespit edilecek.

Aktif-pasif oranı ve aktüeryal dengeyi iyileştirmek için, emekli aylığı hesaplamalarında kullanılan parametreler, kişilerin çalışma hayatında daha uzun süre kalmasını teşvik edecek şekilde düzenlenecek. Aylık bağlama oranları, çalışma süresi uzadıkça daha yüksek emekli aylığı ödenmesini sağlayacak şekilde düzenlenecek.

Pasaport ve ehliyet harcına zam!

Yeni yılda vergi ve harçlar yüzde 3,93 oranında artacak. En düşük motorlu taşıtlar vergisi 537 liraya, pasaport harcı 131 liraya yükselecek.

 ANKARA- Ekim ayı enflasyon verileri sonrasında vergilerin artışında kullanılacak yeniden değerleme oranı 2013 yılında yüzde 3,93 olacak.

Vergi Usulü Kanunu'na göre, TÜİK tarafından açıklanan Ekim ayı Üretici Fiyatları Endeksi'nin (ÜFE) 12 aylık ortalamaları dikkate alınarak belirlenen yeniden değerleme oranında, çeşitli vergiler, harçlar ve cezalar ile geçici vergi dönemleri itibariyle yapılacak değerlemeler esas alınıyor.

Çeşitli vergi ve harçlarla ilgili kanunlarda, vergi, harç ve ceza tutarlarının her yıl yeniden değerleme oranı kadar artması öngörülüyor. Kanunlarda, Bakanlar Kuruluna da belirli limitler içinde bu tutarlarda değişiklik yapma yetkisi tanınıyor.

Aynı politikanın devamı halinde, motorlu taşıtlar vergisi (MTV), damga vergisi, çevre ve temizlik vergisi, harçlar, trafik ve vergi cezaları, 1 Ocak 2014 tarihinden itibaren yüzde 3,93 oranında artacak.

Hesaplamalara göre, bu durumda 1-3 yaş grubunda yer alan ve motor silindir hacmi 1300 cm3'e kadar olan otomobillerin halen 517 lira olan motorlu taşıtlar vergisi, yılbaşında 537 liraya çıkacak. Motor silindir hacmi 1301 cm3 ile 1600 cm3 arasındaki otomobillerin vergisi de 827 liradan 860 liraya yükselecek. 4001 cm3'ün üzerindekilerin ise 19 bin 541 liraya çıkacak.

Damga vergisindeki maktu tutarların yeniden değerleme oranı kadar arttırılması durumunda da yıllık gelir vergisi beyannamelerindeki damga vergisi 41,20 lira olacak. Bu miktar, makbuz senetlerinde 14,49 lira olarak uygulanacak.

EMLAK VERGİSİ DEĞERLERİ DE YÜKSELİYOR
Bu arada, emlak vergisine tabi değerler ise 2014 yılında yeniden değerleme oranının yarısı kadar artış görecek. Veraset ve intikal vergisiyle ilgili istisnalar ve dilimler de yeni yılda yeniden değerleme oranı kadar artacak.

Vergi, harç ve cezaların yeniden değerleme oranında artırılması durumunda fatura, gider pusulası gibi belgelerin verilmemesi ve alınmamasının cezası 197 liraya çıkacak.

PASAPORT HARCI 130 LİRAYI AŞACAK
Harçların da aynı oranda zam görmesiyle birlikte 1 yıllık pasaport harcı yeni yılda 126,77 liradan 131,75 liraya çıkacak.

EHLİYET HARCI 325 LİRA
Ehiyet alımlarındaki harç da artacak. B sınıfı sürücü belgesi harcı 325 lira olacak. Çevre temizlik vergisi ise yeniden değerleme oranının yarısı kadar ve yüzde 1.9 artırılacak.

Yeniden değerleme oranı doğrultusunda, çevre temizlik vergisi dışında kalan taşıt vergileri, harçlar, damga vergisi, cezalar ve değerli kağıtlar ile defter tutma hadleri yüzde 3,93 artırılacak.

Bu oranı Bakanlar Kurulu'nun değiştirme yetkisi bulunuyor. Bu durumda araçlar için uygulanan motorlu taşıtlar vergisinden, emlak vergisine tabi değerlere ve pasaportlara kadar birçok mal ve hizmette, belirlenen oranda vergi artışı olacak.

EN DÜŞÜK TAŞIT VERGİSİ 537 LİRA
Bu durumda 1-3 yaş grubunda yer alan ve motor silindir hacmi 1300 cm3'e kadar olan otomobillerin halen 517 lira olan motorlu taşıtlar vergisi, yılbaşında 537 liraya çıkacak. Motor silindir hacmi 1301 cm3 ile 1600 cm3 arasındaki otomobillerin vergisi de 828 liradan 860 liraya yükselecek.

EKİM'DE ENFLASYON ARTTI
TÜİK Ekim ayı enflasyon rakamlarını açıkladı.

Aylık bazda yüksek çıkan enflasyon yıllık bazda düşüş gösterdi. Enflasyon Ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 1,80 artış kaydetti. Bir önceki yılın aynı ayına göre ise enflasyon yüzde 7,70 olarak gerçekleşti. Eylül'de yıllık bazda enflasyon yüzde 7,80 seviyesindeydi.

AYLIK EN YÜKSEK ARTIŞ GİYİM VE AYAKKABIDA
Aylık en yüksek artış yüzde 9,56 ile giyim ve ayakkabı grubunda gerçekleşti. Ana harcama grupları itibariyle 2013 yılı Ekim ayında endekste yer alan gruplardan gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 3,91, ev eşyasında yüzde 1,58, lokanta ve otellerde yüzde 0,94, eğlence ve kültürde yüzde 0,62 artış gerçekleşti. Aylık en fazla düşüş gösteren grup yüzde 0,73 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Ana harcama grupları itibariyle 2013 yılı Ekim ayında endekste düşüş gösteren bir diğer grup ise yüzde 0,41 ile çeşitli mal ve hizmetler oldu.

FİYATI EN ÇOK ARTAN ÜRÜN DOMATES OLDU
Ekim ayında yüzde 62,29 ile fiyatı en çok artan ürün domates oldu. Yıllık en yüksek artış yüzde 14,30 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşti. TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre gıda ve alkolsüz içecekler (yüzde 11,13), eğitim (yüzde 10,14), lokanta ve oteller (yüzde 9,42), giyim ve ayakkabı (yüzde 9,12) artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları oldu.
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Cesur Yayin ! - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Free Blogger Template Design Collection, Blogger Tema